Melishan Devrim

Hiçbir kuralın kalmadığı çağdaş sanatta yaratıcılık nedir? Hatice Utkan Özden, ‘Çağdaş Sanat ve Yaratıcılık’ adlı ilk kitabında yer alan röportajları ve sanat yazılarıyla bu soruya yanıt arıyor.

Gazeteci, çevirmen ve yazar Hatice Utkan Özden’in son 10 yılda sanatçılarla yaptığı röportajları ve bazı sergilere dair yazılarını içeren ‘Çağdaş Sanat ve Yaratıcılık’ adlı kitabı, Morena tarafından yayımlandı. Türkiye’de sanat haberlerinin medyamızda ne kadar az yer aldığının, çoğu gazetenin sanat sayfasının bile olmadığının farkındaysanız bu kitabın önemini uzun uzun anlatmaya gerek olmadığını biliyorsunuz demektir.

Çağdaş Sanat ve Yaratıcılık, Hatice Utkan Özden, Morena, 2021.

Medyamızda sanat haberciliğinin çok dar bir alana sıkışmış olması geçmişte de farklı değildi. Türkiye’de ulusal bir gazetedeki ilk sanat sayfası 1931’de başlar. Bu yıllarda sanatçılar dertlerini kendileri anlatmaya çalışır. İlk sanat tarihi kürsüsü ise ancak 1943’te kurulur. Sanat tarihçilerinin ilk sorunu mevcut eserleri belgelemek ve bunların korunması için politikalar üretilmesini sağlamaktır. İstanbul’da tarihi yarımadanın Dünya Kültür Mirası listesine girmesinin ancak 1985’te mümkün olduğunu hatırlatırsak, sanat tarihçilerinin ilk işinin topluma tarihi çevre bilinci kazandırmak olduğu ve bunun için yıllarca uğraştıkları anlaşılır.

Belki de bu yüzden neredeyse 1980’lere kadar, sanatı topluma anlatma işini sanatçılar kendileri üstlenir. Daha önce evine tek bir yağlıboya resim asmamış, kamusal alanda Atatürk heykeli haricinde heykel görmemiş bir topluma, sanatı sevdirmek kolay iş değildir. Cumhuriyet öncesinde sanat eğitimi verilen ve sergi açılan tek kent İstanbul iken 1923’ten itibaren başkent Ankara’da sergiler açılmaya başlanır ancak bu sergilere biletle girilebilmektedir. 1932’de Alay Köşkü’nde açılan Zühtü Müridoğlu sergisi, Türkiye’nin ilk heykel sergisidir. 1933’te kurulan D Grubu, Beyoğlu Narmanlı Yurdu Hanı altındaki Mimoza Şapka Mağazası’nda ilk sergisini açtığında serginin girişinin ücretsiz olduğunu duyurur. Devletin himayesinde açılan biletli sergilere meydan okuyarak ücretsiz gezilen bir sergi açmak, o yıllar için devrimci bir tavırdır. Demek ki Türkiye’deki sanatçıların, toplumun sanatı sahipleneceğine ve sergilerin saldırıya uğramayacağına dair güveni ancak cumhuriyetin kurulmasından 10 yıl sonra mümkün olmuştur. Bu dönemde Nurullah Berk gibi D Grubu üyesi bazı isimler, sanatın siyasete alet edilmesini eleştiren yazılar yazmaya da cesaret ederler. Berk’in eleştirileri özellikle 1938-1943 arasında devam eden Yurt Gezileri’ne yöneliktir. Yurt Gezileri’ne gönderilen ressamların ürettiği resimler, her yıl CHP etkinliği şeklinde sergilenir. En son Yurt Gezisi sergisinde yer alan ve katalogda listelenen 675 resmin akıbeti 1998’de araştırıldığında ancak 85 tanesinin yeri tespit edilebilmiştir. Çünkü Yurt Gezileri’nde üretilen eserlere CHP sahip çıkmamış, bunları İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne gönderme zahmetine bile girmemiştir. Sanatçının ‘devletin ideolojik aygıtı’ olarak görüldüğü bu dönemde, sanat üretimi propaganda aracı olmaktan kurtulamaz. D Grubu’nun sanatçılarının bu konudaki eleştirileri bugün bile haklılık taşır.

Yazının devamını okumak için tıklayın