Çiçekler küsmemişken… Kudret Sönmez

Ben çocukken ve mevsim baharken… Atatürk Caddesi’nden Gazipaşa Bulvarı’na yönelip de o yöreye yanaştığınızda, dizlerinizin bağını çözecek kadar güçlü çiçek kokularıyla donanırdınız. Bir ya da iki katlı, genişçe bahçeli evler sıra sıra dizilmiş sanki sizi beklerdi. Apartmanlar yeni yeni boy göstermeye başlamıştı o zamanlar Adana’da. Ama hâkimiyet, kayıtsız şartsız müstakil evlerindi. İnsan salgını kundakta bile değildi henüz. Dört tekerlekli ve benzinle beslenen araçlar da azınlıktaydı. Çoğunlukla, siyah ve kırmızı renklerin ağır bastığı faytonlar görürdünüz; hani şu, arabacının şaklattığı kırbacın altında yaylana yaylana koşan bir çift atın çektiği cinsten arabalar. Geçtikleri yollara, kurudukça samanımsı bir görüntüye kavuşan dışkılarını bırakırlardı atlar. En fazla o kadar kirletirlerdi çevreyi… Ve çiçek kokularına hiçbir zarar vermezlerdi. Ne havayı kuruturlardı ne de ruhu.

Çiçekler her şeye rağmen kokardı o zamanlar. Buram buram kokarlardı. İnsanın kirlettiğini onlar temizlerdi.

Şimdi çiçek kokularını bizler temizledik… Onları dar alanlara, saksılara sıkıştırdık; topraklarını aldık ellerinden, yerlerine çok katlı apartmanlar diktik. Sokaklara, caddelere sığmayacak kadar artırdığımız yakıtlı araçların egzoz dumanlarıyla boğduk. Yeri geldi çiğnedik, dört lastiğin tekmiliyle birden üzerlerinden geçtik.

Yetmezmiş gibi…

Çabuk büyüsünler de paraya dönüşüp kasaları yeşillendirsinler diye kimyasallar verdik… Evet, onları zehirledik!

Aslında, ciğerlerimizi, yüreğimizi, canımızı, geleceğimizi zehirledik. Beton mezarlıklara kurulayıp da gömdük onları.

Şimdi yastayız… Anılarımız tütüyor sadece… Eskimiş yüreklerimizin hasret köşelerinde.

AĞAÇLAR 

 

Bilinmez biçimler çiziyor

Havada sesi.

Kimi çiçeğe durdu,

Güzellendi kimisi.

 

Çağları emziren toprak

Çöllenirken acıdan

kimi kurudu kaldı.

Ölümü yendi kimisi.

 

Şükran Kurdakul

***

 

KIZILÇULLU YOLU

 

Hıdırellez günü, Kızılçullu yolu

Beni herkes severdi çocukluğumda

Arabacı yanına oturtur

Kırbacı bana verirdi.

 

Ben Fitnat hanımın oğlu,

Zayıf bir kızı severdim

Gözlerinin içi gülerdi.

 

Hıdırellez güneşi,

Beraber tırmanmadık mı ağaçlara?

Siz kanatmadınız mı ellerimi

Elma çiçekleri?

 

Necati Cumalı

***

 

İstedikleri kadar açtırılıp güzelleştirilsin onlar. Vazoları süslesinler… Sevgilisinin elinden kendi yüreğine gelecek bir tutam yaprak bekleyen kadının hasreti olsunlar… Çiçekler de gitti, kokularıyla beraber… Çocukluk mu kaldı geriye?

O da dargın bir çiçek gibi gitti.

Toprak artık betonlu ve dar… Buzullar eridikçe denizler… İştahlar açıldıkça da savaşlar büyüyor.

Hadi! Savuralım küllerimizi okyanuslara… Belki de aradığımız koku yalnızca orada var.