Gece karanlığı yerini kızıldan , maviye; maviden beyaza henüz bırakmamıştı. Şafakta gökyüzü önce kıpkızıl oluyor sonra turuncuya çalıyor, sararıyor, pembeleşiyor, mavileşiyor, dakikalar geçtikçe renkler birbirinin içine karışıyordu. Gün tıpkı cam ustasının ellerinde şekillendirip ciğerleri ile şişirdiği camlardan biriymiş gibi değişim gösteriyordu.

Koşuşturmaların başlamadığı, egzoz gazlarının havayı kirletmediği, kuşların sesleriyle yavaş yavaş uyanan bir günün sabahında gittiğim Pazar yerinden hemen sonra aklıma düşüverdi…

Sessizliğin tadını yaşayarak mutfağımın kış hazırlıklarını yaparken, anneannemin yeşil renkli peynir, zeytin, turşu veya yağ koyduğu kavanozları hatırlayıp bunlara verilen ismi düşündüm; Katremis… Katremis; mitolojik bir tanrıça adı gibi ama değil… Antakya’da peynir basmak için kullanılan cam kavanozlara verilen isim. Boynunda gerdanlığa benzeyen halkalara bakarak insana benzetilip cinsiyet yüklenen katremisler sanatın ta kendisi. Katremisler şeffaf yani dışı neyse içi de o…

Camın tarihi ile ilgili anlatılan hikayelerden en bilineni, Romalı tarihçi Pliny’nin anlattığıdır. Pliny, camı ilk kez Finikeli denizcilerin tesadüfen bulduğunu anlatır. Kamp kuran denizciler, ateş yakarlar ve yükleri olan soda bloklarını buraya yerleştirirler. Sabah kalktıklarında kum ile sodanın ateşte pişerek camı oluşturduğunu fark ederler.

Bu öykü; cam yapımında kullanılan tüm bileşenler göz önüne alındığında, olası bir senaryodur. Camın ilk keşfedildiği yerlerden birisi Antakya civarıdır. Hatay’ın anavatana katıldığı yıllarda ; Antakya’da gezici cam ustaları ve atölyeleri varmış Bu ustalar genellikle Suriye’den gelen ustalarmış. Bu ustalar şehrin uygun yerlerinde ocaklar kurar, toplama cam kırıklarını bu ocaklarda eritir, onlara yeni bir şekil vererek kullanıma hazır hale getirirlermiş.

Daha sonra Antakya’ya gelen bu ustalardan, cam yapım işini öğrenen yerli ustalar yetişmeye başlamış. Bazı ustalar birleşerek atölye ve işletmeler açmışlar ancak gelişen teknolojiye yenik düşerek kapanmışlar.

Cam, bir malzeme olarak sihrini, varlığının benzersiz biçiminde taşır. Maddenin halleri içinde zarafetle dans eder. Ve onun sırrını çözmeyi başaran cam ustalarının elinde bir sanat eserine dönüşür.

Binlerce yıldan beri Antakya ve civarında imal edilen camlar Anadolu’nun pek çok yerine ve diğer ülkelere gönderilmiştir. Antakya ve çevresinde sıvı ve kuru gıda saklamak amacıyla kullanılan çeşitli formdaki kavanozlar (Katremisler), şişeler, kulplu damacanalar (elfiler), matrabanlar, yoğurt kapları, cam tabaklar eski camların eritilmesiyle tekrar şekillendirerek elde edilirdi.

Yazının devamını okumak için tıklayın