
Eylül
Yıllar önce Alpay’ın gönüllerimize serptiği bir şarkı, değin dillerden hiç düşmedi. Okullu bir kıza aşkını anlatan adamın dilinden dökülen dokunaklı sözleri, melodisiyle birlikte sanırım hepimiz benimsedik. Şarkıyı seven herkesin okullu bir sevgilisi yoktu belki. Ama herkesin kesişmesi, buluşması ya da yüzleşmesi gereken bir Eylül’ü vardı.
Ve…
Eylül de geldi,
Eylül’de geldi,
Eylüller de…
…

Sıcakların, sarısını toplayıp gittiği güz mevsiminde, açılan bavullardan hazan dökülmeye başlar. Yapraklar, batan güneşin rengine bürünür. Her sonbahar rüzgârı, toprağı havalandırır sanki. Her bitkide kahverenginin ya da sarının zengin tonlarını görmek mümkündür artık.
Eylül’de gelir,
Eylül de gelir.
…

Eskiden bu ay, benim için, hüzünlerin uğrak zamanıydı. İnsanın içini ürperten bir serinlikte, bomboş bir toprak yola bırakılmış yürekti eylül. O yürek acılara doğru adımlar atardı. Birbirine tamamen zıt iki mevsim arasında bocalamaktı. Gün giderek kısalırdı. Karanlık alelacele gelirdi. Güneşin buruşuk mavi çantasında gri bulutlar
bulunurdu. Sadece olumsuzluklarını görürdüm hayatın.
Gözyaşlarım yağmurla bir daha ıslanırdı.
Eylül de geldi.
…

Başlangıçlar ve bitişler… Ve de ikisinin arasına doluşan zaman. Benim için durağan geçen bir yaz mevsiminin ardından, sonbaharla buluşmaya hazırlanıyorum.
Hedeflerim var; sarı sıcaklarda tenimden sıyrılan tere bulanmış gözkapaklarımın arasından, gökteki maviye bakarken düşlediğim. Bana mutluluk getirecek beklentilerim var hayattan. Hazana karışmış hüzünlere meydan okuyacak cesaretim var. Kırılmamış duygularım var. Öfkem var, zaman zaman kabaran. “8. Renk”i tekrar tekrar boyayan anılarım, “Hayat Bazen” dedirten felsefi keşiflerim, şiirlerim, resimlerim, sergilerim, sinema üzerine yazılarım var.
Kalemim, kâğıdım, fırçam, boyam, gönül mikrofonum var.
Tüm sıkıntılarla baş edebilecek donanımım var.
Yüreğimden çıktığında duyurabileceğim sesim var.
Eylüllerim var.
…

Yaşam her şeye rağmen yolundan ayrılmıyor. Bize nefes sunuyor. Aldığımız her soluk, içinde, sıkıntıların yanı sıra huzur da barındırıyor. Seçip ayıklamasını bilene güzel şeyler veriyor hayat…
Martın keskin soğuğundan sonra, nisan çiçekleri açıyor. Ağustosta böcekler ötüyor. Kasımın ılık havasında en sıcak aşklar yaşanıyor.
Yıl, dörde bölüyor kendini, sonra da on ikiye…
Ve Eylül…
Eylül de geldi,
Ama Eylül’de giden hiçbir şey, aynı mahiyette dönüp gelmedi.

