
Gecenin bir vakti…
Orhan Veli Kanık İstanbul’u dinlerken, ben de Müşfik Kenter’i dinliyorum.
Çaylar ve kahveler… Bu gece, sabah beş çayı’ndan çok öncedeler. Ciğerlerimin nefesi, sarıp sarmalıyor havayı. Zehrini gizlemiş, zamana ahenk katıyor.
Şu teknoloji denilen gelişim ne harika bir şey! Günün yirmi dört saati yalnız değilsiniz. Yapay bir sıcaklığın ısıttığı arkadaşlıklarımız, yalnızlığımıza meydan okuyor. Ama sanal da olsa gerçek gönül esintilerini hissedilebiliyorsunuz Facebook sayfalarında. İnsanlar duygularını, düşüncelerini yapıştırıyorlar buraya. Ben bazen “ağlama duvarı” diyorum Facebook’a. Aynı zamanda “merak duvarı” da denebilir. Sonuçta bir bilgi paylaşımı söz konusu. Arada bir amacının dışında kullananlar da olabiliyor. Olsun! Ben yine de bu “duvar”ı seviyorum.
Nerede kalmıştık?
Ha! Orhan Veli’nin kalbinden Müşfik Kenter’in sesine giden dizelerde… Biri yazmışken diğeri ses tellerinde çok güzel gezdiriyor şiiri. Ayrı bir ruh katıyor Müşfik Kenter sözcüklere. Okuduğumuzda, bazılarımızın anlam veremediği sözler, bir başka haz veriyor dinlerken anlayana. Ve İstanbul’u, hatta yaşadığımız yer neresi olursa olsun, içinde bulunduğumuz atmosferi temizliyor.
Hafif bir müzik eşliğinde dünyayı yeniden keşfediyoruz iki büyük ustayla:

İSTANBUL’U DİNLİYORUM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
Orhan Veli
***
Dışarıda geceye usulca serpişirken yağmur, geçmişinizi düşünüyorsunuz. Edebiyatın estetik yoğuruşlarıyla ne de güzel biçimleniyor her şey: Biraz hüzün, biraz keder; azıcık umut geleceğe dair. Güzel havalar kötü, kötü havalar da güzel olabiliyor bu dizelerde; elbette ki Orhan Veli’nin kalemiyle:
Güzel Havalar
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum.
Eve ekmekle tuz götürmeyi;
Böyle havalarda unuttum.
Şiir yazma hastalığım;
Hep böyle havalarda nüksetti.
Beni bu güzel havalar mahvetti.
***

Hayatınız yeniden anlamlanırken, anlatamadıklarınız sökülüyor içerinizden. Bedeniniz, sesiniz, sözleriniz ve ruhunuz… Hepsi birden çaresiz kalabiliyor bazen. Siz acizliğinizde yalpalıyor, düşüncelerinize yön veremiyorsunuz. İçiniz susuyor; hem de nasıl su’suyor!
Dizelenmiş kelimeler geliyor sonra; Müşfik Kenter’in hüzün kaplı sesinden:
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
***
Şair her şeyi anlatabiliyor. Çok şeyi dillendirebiliyor tiyatrocu… Burada sanat konuşuyor.
Veli’nin dizeleri, Müşfik bir sesle düğümleniyor. İşte o zaman anlıyor ve anlatabiliyorsunuz bazı şeyleri; kalbinize erişebilen dudaklardan dinleyince.
Müşfik: Şefkatli, sevecen
