
Şairlerin çoğu bir şehirle özdeşleşir…
Yahya Kemal denince İstanbul, Ahmet Hamdi Tanpınar Bursa, Ahmed Arif denince ise Diyarbakır gelir akla mesela.
Doğrudan şehri anlatan şiirleri az olsa da dizelerindeki sokak sesleri Orhan Veli’yi bir İstanbul şairine dönüştürür. “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” şiiri, bu ilişkinin hafızalara kazınmış en güçlü yankılarından biridir.
Rahmetli Müşfik Kenter’in buğulu ve çatallı sesinden dinlemeli bu şiiri…
Orhan Veli’yi önceki kuşak şairlerinden ayıran, şehri büyük ve görkemli imgelerle değil, mahalle araları ve gündelik ayrıntılarla kurmasıdır. Onun şiirlerinde özne, yürüyerek yaşayan ve gördüğünü sade bir içtenlikle dile getiren kişidir.
Dizeler, sanki sokakta karşılaşılan küçük anların usulca biriktirilmesiyle oluşur. Samimi, doğal ve akıp giden bir ritim vardır Orhan Veli’nin dizelerinde.
Geçen hafta ben de Orhan Veli’nin gezdiği sokaklarda onun dizeleri aklımda dolaştım durdum…
Türk şiirinin en büyük akımlarından biri olan Garip Akımı’nın kurucularından Orhan Veli’nin Beykoz Yalı Mahallesi’ndeki doğduğu ahşap eve yolum düştü.
Ev bakımsızdı ama anlamlıydı…
“Orhan Veli 13 Nisan 1914’te bu evde dünyaya geldi” yazılı bir pirinç tabela vardı duvarda.
Tesadüf müdür bilemem… Birkaç gün önce Sunay Akın’ın sosyal medya paylaşımında, Orhan Veli’nin doğduğu evin 80 milyon TL’ye satışa çıktığını öğrendim.
Sunay Akın’ın yaptığı çağrı son derece yerinde: Orhan Veli’nin evi bir müze olmalı!
