
Bazı sesler vardır; yalnızca kulaklarımızda değil, hayatımızın içinde yankılanır.
Yıllar geçse de o sesler insanın iç dünyasında aynı tazelikle yaşamaya devam eder. Dönülmez Akşamın Ufkundayız, Aziz İstanbul, Endülüste Raks şarkılarının unutulmaz icracısı ve bestecisi Münir Nurettin Selçuk da benim için işte böyledir.
Yahya Kemal’in ifadesiyle “Türk musikisini kurtaran adam”.
Gerek sanatı ve gerekse de yaşamıyla “Türk müziğinin şık beyefendisi”.
Kimilerine göre “kibirli” hatta dönemin deyişine uygun olarak biraz da “çalımlı” …
Münir Nurettin Selçuk’a olan hayranlığım ut öğrenimim vasıtasıyla başlamış, bir daha da beni terk etmemiştir…
Taş plakları, long playleri ve yerini tutmasa da CD’leri hep benimle olmuştur.
Ne yazıkki yaşım Münir Nurettin Selçuk’u sahnede canlı dinlemeye elvermedi.
Ancak hayat bana güzel bir tesadüf armağan etti. Münir Nurettin Selçuk’un çok kıymet verdiği, birçok kez birlikte sahneye çıktığı kızı Meral Selçuk ile kısa ama unutamadığım bir anım oldu.
Rahmetli nenem (babaanne kelimesine hiç alışık değilimdir. ‘Nenem’ kelimesinde içtenlik vardır, babaanne kelimesi ise sevgiden uzak gelir bana), Meral Hanım ile Arnavutköy Kız Koleji’nden (Robert Kolej) arkadaşlardı.
Hatırladığım kadarıyla yılda dört beş kez buluşurdu iki eski arkadaş. Benim Münir Nurettin’e olan hayranlığımı bilirlerdi. Hiç unutamam, bir keresinde Meral Hanım’ın Nişantaşı’ndaki evindeki buluşmalarına ben de dahil olmuştum.
Buluşmalarında iki eski arkadaş günlük konuşmalarını yapmış, maalesef Münir Nurettin ile ilgili pek bir konuşma geçmemişti.
Ben de cesaret edememiştim Meral Hanım’a soru sormayı babasıyla ilgili.
Hatırladığım ve o günden biriktirdiğim şey, Meral Hanım’ın evinin birçok yerinde babası ile beraber sahne fotoğraflarının yer almasıdır.
O yıllardan beri Münir Nurettin hakkında yazılan her şeyi okumaya çalıştım.
Münir Nurettin’in kariyeri ve Türk müzik tarihine etkisine kıyasla hakkında yeterli kaynak bulunmaması esef vericidir.
Bu sebeple İrlandalı yazar John Morgan O’Connell’ın çoğunlukla Meral Selçuk’un elinde bulunan belgelerden yararlanarak yazdığı Alaturka: Türk Müziğinde Bir Üslup -Münir Nurettin Selçuk’un erken dönem kariyeri üzerine bir inceleme kitabını biraz da hayıflanarak okuduğumu itiraf etmem gerek.
Keşke biz yazsaydık derim…
Haydi gelin Münir Nurettin Selçuk’un hayatının önemli noktalarına kısa bir göz atalım…
Türk müziğini ayağa kaldıran adam
Münir Nurettin Selçuk, 1900 yılında Sarıyer’de bir konakta dünyaya gelir.
Babası Mehmet Nureddin Bey, devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı en yüksek kurullardan biri olan Divan-ı Hümayun’da muavinlik yapmış bir devlet adamıdır. Aynı zamanda Darülfünun’un (bugünkü İstanbul Üniversitesi) İlahiyat Fakültesinde Fars edebiyatı ve Kadıköy Sultaniyesinde Fransızca öğretmenliği yapmıştır.
Annesi Hanife Hanım ise kökleri Selçuklulara ve Germiyanoğulları’na kadar uzanan Kütahyalı Hacı Ali Paşa ailesine mensuptur; ayrıca sadrazam Abdurrahman Nureddin Paşa’nın yeğenidir.
Münir Nurettin Selçuk’un “Selçuk” soyadını alması da bu köklü aile bağının bir hatırasıdır.
Babası, onun ziraatçı olmasını ister; ancak dönemin önemli musiki hocalarından ders almasına da engel olmaz. Böylece Münir Nurettin, bir yandan klasik eğitimini sürdürürken diğer yandan musikinin inceliklerini öğrenmeye başlar.
Birinci Dünya Savaşı’nın ikinci yılında, babasının isteği üzerine ziraat öğrenimi görmek için Macaristan’a gönderilir. Fakat aklı ve gönlü hep musikidedir. Nihayetinde babasını ikna ederek İstanbul’a geri döner.
Münir Nurettin’in alaturka müzik eğitimi neredeyse kusursuz hale gelmiştir.
Gırtlağı adeta düşünen bir saza dönüşmüştür.
Ancak o bununla yetinmez. Batı müziğini de yerinde öğrenmek ister ve bu amaçla Fransa’ya gitmeyi kafasına koyar. Sahibinin Sesi plak şirketinin de desteğiyle 1928 yılında Paris’e gider; burada solfej ve piyano dersleri alır.
Hayali, Türk müziğini hak ettiği itibara kavuşturmak ve onu Avrupa’da klasik müziğe gösterilen saygıyla dinletmektir.
Münir Nurettin Selçuk’un hedefi yalnızca güzel şarkılar söylemek değildi.
Onun asıl gayesi, Türk müziğini meyhanelerin ve eğlence toplantılarının dar çevresinden çıkarıp hak ettiği saygınlıkla konser salonlarına taşımaktı.
Kendisinden önceki üsluplardan farklı bir tarz yaratmasını sağlayan şey, bireysel yeteneği kadar zamanın da ruhuydu; nitekim 1930’lar Türkiyesi bu dönüşüm için uygun bir zemin hazırlamıştı.
Münir Nurettin, Türk müziğini yalnızca bir eğlence unsuru olmaktan çıkarıp konser sanatına yaklaştıran öncülerden biri oldu.
İncila Bertuğ ve Hüseyin Kıyak’ın hazırladığı İstanbul’un Engin Sesi, 40 Yılın Ardından Münir Nureddin Selçuk kitabında ne güzel ifade edilmiştir:
“Münir Nureddin Selçuk, eski tarz meşkten Paris’teki Batı Müziği eğitimine; Osmanlı sarayının Muzika-i Hümayun’dan Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı İncesaz Heyeti’ne; Osmanlı döneminin konservatuarı Darülelhan’dan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’na; taş plaklardan TV ekranlarına uzanan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bir kültür köprüsüydü ve onu daha önceki icracılardan ayıran en önemli özellik Cumhuriyet’in amaçladığı hedefi müzikte yaratabilmiş olmasıydı. Bu nedenle tektir, biriciktir…”
