Eğer, bir hafta sonunuzu ayırabilirseniz, zaman denilen bilinmezin ayak izinde gezinmek ne demekmiş, göstermek isteriz size… Bir antikçağ metropolüne davet ediyoruz sizi; neolitik çağdan günümüze hep büyük yerleşim birimi olagelmiş, tam iki bin beş yüz yıldır adı değişmemiş bir kente, Tarsus’a.

Eğer, bu yaşlı kente birgün gezmek için gelirseniz, ilk bakışta dikkatinizi çekebilecek enine büyümüş görüntüsü şaşırtmasın sizi! Tarihsel sürecin, bilinçsizliklerin tahribatına karşın, kentin gerek köklü geçmişinin, gerek tarihe birer çentik atmış büyük insanların, gerekse çeşitli düşünsel oluşumların izlerini görebilirsiniz, pekâla. Yeter ki görmek isteyin; görmek için Tarsusi bir gözle bakın yeter.

Tarsusi de ne, diyeceksiniz şimdi. Tarsusi, Tarsus tarzı, Tarsus’a özgü demek. Genellikle çay bardağında yapılan kahve, kebap ya da yöreye özgü lahmacun için kullanılır. Tarsusi sözcüğü “tarz-ı hususi” deyiminden türemiş. Ancak, zeki Tarsuslular halkın dilinde “Tarsusi” diye biçimlenmiş sözcüğe güzel bir anlam yüklemeyi, onu sahiplenmeyi çok güzel başarmış.

Demek istediğimiz o ki, Tarsus’u gezerken Tarsusi gözle bakarsanız neler görürsünüz, neler… Büyük İskender’i Kydnos (Berdan)’un karlı sularında yüzerken görebilirsiniz örneğin. Bu yüzmenin faturasını ağır ödeyerek daha sonra Babil’deki ölümünde etkili olacak zatürreye yakalanmasını anımsarsınız hüzünle. Ünlü hatip Çiçero’nun, Stoanın babası Zenon’un, Hıristiyanlığın kurucusu St. Paulus’un ayak izlerine basarsınız, büyük olasılıkla… Kimbilir, Anadolu’da ölen/öldürülen altı Roma imparatorundan üçünün (Florianus, Makiminus Daia, Julianus) mezarlarını da Tarsus’ta görebilirsiniz belki.

Tarsus’u gezmeye Evliya Çelebi’nin İskele kapısı dediği Kleopatra kapısından geçerek başlamalısınız! Kapıdan geçerken bu Kleopatra da ne çapkın bir kadınmış, ne çok gezmiş aşıklarıyla diye belki müstehzi bir gülümseme belirir yüzünüzde… Güney kıyılarımızda Kleopatra’yla anılan öyle çok yer var ki, ister istemez böyle düşünerek gülümseyebilirsiniz. Kleopatra koyu, Kleopatra Çeşmesi vb… Kuşkusuz bunun etkisiyle yörede Kleopatra denilince hemen Antonius’la yaşadığı aşk akla gelir. Kimi genç imparatorla fettan kraliçenin ilk kez burada buluştuğunu, kimi Tarsus’un Antonius tarafından Kleopatra’ya armağan edildiğini, Regma gölünden kent girişindeki iskeleye o bildiğimiz kemerli taş kapıyı yaptırdığını anlatır.

Yazının devamını okumak için tıklayın