Perihan Maden Adana ‘ya geldi Altın Kozayı yazdı

perihan mağden

Perihan Mağden

Berkay Ateş’e fangirl mektubu yazılabilir de

Berkay Ateş’inki Erol Taş’ınki gibi tek katmanlı bir oyunculuk değil. O kadar çok katmanlı bir oyunculuğu, öylesine dikişsiz ve itişsiz sergiliyor ki! Hakikaten dünya çapında… Müthiş bir heteroseksüel cazibesi var. Cinsel kimliklerin akışkanlaştığı ve cazibelerin anonimleştiği bir zamanda (hiç fena da bir gelişme değil bu arada) Nadir Toprak Elementine döndü bu özellik…

Aa, başlığı yazar yazmaz hatırladım: Ben hayatımın ilk ve son (hakiki) hayran mektubunu,
yeniyetmeyken, Uzay Yolu’ndaki Mr. Spock’a (Leonard Nimoy) yollamıştım.
Menajerlik şirketine filan herhalde.
Ne bir satır cevap, ne bir fotoğraf!

Sonra köşemden, muhtelif Fangirl Vukuatlarım oldu!
Onları da gençliğime veriverin artık.
Bu mektubu ise, iki hadisenin haraşolanmasına borçluyuz.

Hadise 1

Netflix’te son yılların en harika “işi” yayınlandı, yakınlarda sayılır: “Adolescence”.
Dizi demek dahi istemiyorum. Netflix dizicilik işini, öyle bi yokuş aşağı yuvarladı ki!
Yahu, “Orange is the New Black”i yapanlar, işi nasıl bu seviyesizliğe getirdiler? Oluyor insan.
Harlan Coben diye bir yazar var. Onun işlerini, kiloyla filan alıyolar sanırsın.
Birkaç ay geçmiyor ki, Bu Coben’in yeni bi şahaserlemesine şahit olmamız istenmesin.

Polonya’yı dahi rezili rüsva ettiler.
O koskoca Polonya Sinemasının memleketi, Harlan (Mecburi) Coben uyarlamasıyla, karşımıza sıçrıyor.
Eski güzel günlerde, basitçe gerçekleştirilmiş 1 İzlanda Polisiyesi vesaireyle avunurdum.
Şimdi ara ki, bulasın.

Çok ciddi bir vasat pompalamasına maruz bırakılıyoruz. Bırakılırken- derken!
“Adolescence” (Ergenlik) müthiş bir sürpriz oldu.
Tamam diziyi; ilhamıyla, yazımıyla, oyunculuğuyla şahane insan Stephen Graham‘e borçluyuz.
Ama başroldeki, ergeni oynayan Owen Cooper insana “Oyuncu olunmaz / doğulur “ dedirtiyor.
Hele psikologla yaptığı konuşma esnasında, ipliğin bir yerden çözülmesi!
Tek plan!

Adolescence: Genç oyuncu Owen Cooper (15), Stephen Graham (arkada solda) ve Ashley Walters

Bu genç oyuncu, tabii ki, ödüllere, alkışlara boğuldu.
Yapmadığı röportaj kalmadı.
Ve en az 5 röportajında “Jake Gyllenhaal” dedi durdu.
“Hayranım. Onun üstüne oyuncu tanımıyorum. Onla tanışmak için can atıyorum.” Vesaire vesaire.

Yani: çok hot’um, hayatımın panayırındayım, burnumu şööle bi kaldırayım- yapmadı evladım.
Fanboylukta sınır tanımadı!
Ki, fanboyluk & fangirllük sınır ve sinir tanımaması gereken bir müessese. Bastırma Çatısızlığı.
Bütünüyle kendini kaydıraktan aşağı, bırakıverme.

Jake (korkunç soyadı!) boş durur mu?
Emmy Töreninin yapıldığı gece, Owen’ın kulisine damlayıverdi.
Ki, film çekimleri varmış.
Ama şahane bir aktördür kendileri. (Owen zevk sahibi çocukmuş.)
Demek şahane de bir insanmış. Kalkıp gitme jestini yapmaya üşenmedi.
Ablasına (Maggie Gyllenhaal) hayranlığımı belirtmeden değil, haykırmadan da, geçemeyeceğim.

14 Eylül Pazar gecesi yapılan Emmy ödülleri töreni öncesinde Jake Gyllenhaal
ve sürpriz ziyarette bulunduğu Owen Cooper’ın kulisteki karşılaşma anı…

Jake’e bir arkadaşı bir ödül gecesinde, şans getirsin diye, ufak, metal  bir ördek hediye etmiş.
Şans da getirmiş nitekim.
O da aynı ördekten bulup alıp Owen’a getirmiş. Altına yazı da yazdırtmış.
Owen nasıl davranacağını tam bilemiyor.
Fish & chipsçinin önünde, mahalleden arkadaşına rastlamış gibi takılıyo biraz.
Jake aşırı tatlı. Çok rahat.
Owen, ölçüyü ancak uzaklardayken kaçırmaya temayüllü her fanboy gibi, mahcup. Efendi.

Güzellikler, tatlılıklar, mutluluklar onların olsun yani.
Bize de : düşüklükler. Baskılar. Hainlikler.

Hadise 2

Adana Altın Koza Film Festivali.
Her nasılsa, Festivalde, Varda’nın “Vagabond” filminin sunumunu yapmaya davet ediliyorum.
Hayatta en sevdiğim filmlerden biri.
Çağrılmayan Yakup dalında, toplamadığım ödül kalmadı.
Adana da merak edilmeyecek yer değil.
Atlayıp gidiyorum.

Yolda bir duvarcığın üstüne, çocuk yazısıyla ZEYDAN yazılmış.
Sevilen bir başkan. Dahası, SEÇİLEN bir başkan.
Şimdi Silivri’de.
Pek çok SEÇİLEN belediye başkanı gibi hapiste.
Adana’da dahi değil, Mersin’de dahi değil.
İnadına, büsbütün pislik olsun diye; Silivri’de. Hapiste.

O yüzden, Festivalin kalbe daha da nüfuz eden bir yanı var.
“Daha ne kadar düşebiliriz? Kararabiliriz? Sıkıştırılabiliriz?” dediğimiz, yanlış ve kirli ülkemizde
(yanlış’ı Mahsun J.’den aparttım) DAHAnın daha ne kadar mümkün olduğunun, üstümüze başımıza boca edilişi var.
Varoğlu var.

Kalınılan otele döndüğümüzde, önüme Berkay Ateş çıkıyor!
“Merhaba, nasılsınız?” filan.
Rakıyı süper taşıyabilen biri sayılmam. (Antrenman eksikliği.)
Bulutlu biraz.
Ama yine de çalıların arkasından fırlayan Fangirl (yaşım icabı, Fannine) “Ya ben sizi şöyle beğeniyorum. Böyle beğeniyorum.”

Hakikaten, müthiş müthiş müthiş iyi bir oyuncu Berkay Ateş.
“Abluka”yla keşfettim. (Ki, çok sıkı bir filmdi.)
Sonra haftalarca “Anne”de inanamadan, oyunculuğunu izledim.

Yazının devamını okumak için tıklayın