Jehan Barbur, Özyaşamöyküsü romanının yazarı ve kahramanı olan müzisyen-yazar

“İçimdeki çıkmazlara bir yol sunabilmek için yazdım”

Sibel Oral

Öncesi / Özyaşamöyküsü romanının yazarı ve kahramanı olan müzisyen-yazar Jehan Barbur, edebiyatın sınırlarını zorlayarak, alışılmışın dışında bir eserle karşımıza çıkıyor. Okurken yer yer bir çocukla, yer yer bugünden geriye bakan bir kadınla karşılaşıyoruz. Barbur’un kalemi samimi, cesur ve çarpıcı.

Bazı kitaplar vardır, okurken bir metnin içinde değil de birinin hayatının içinde dolaşıyormuş gibi hissedersiniz. Jehan Barbur’un kaleme aldığı Öncesi / Özyaşamöyküsü (Doğan Kitap) tam da böyle bir kitap. Başından sonuna kadar bir yaşamın içinden geçiyor; ama bunu kronolojik bir hayat hikayesi gibi değil, hatırlananların, içte kalanların ve yıllar sonra anlam kazanan duyguların içinden yapıyor. Barbur, bu kitapta ilk kez kendisini bu kadar açık bir yerden anlatıyor. Şarkılarında sezdiğimiz o kırılganlık, o içe dönük ses, burada doğrudan karşımıza çıkıyor. Çocukluk, aile, kayıplar, eksiklikler, bedenin taşıdığı huzursuzluklar… Hepsi bir araya geliyor ama hiçbir zaman “başından geçenleri anlatan” düz bir anlatıya dönüşmüyor. Daha çok, “Ben nasıl biri oldum?” sorusunun etrafında dolaşan, çok samimi bir anlatı.

Öncesi / Özyaşamöyküsü, bir yaşam öyküsü aslında; ama aynı zamanda o yaşamın içindeki boşlukların, suskunlukların ve geç kalmış cümlelerin hikayesi. Okurken yer yer bir çocukla, yer yer bugünden geriye bakan bir kadınla karşılaşıyoruz. Jehan Barbur’la, Öncesi’nin nasıl doğduğunu, bir yaşamı yazmanın ne anlama geldiğini, hatırlamanın yükünü ve insanın kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyi konuştuk.

Öncesi, son derece kişisel ama bir o kadar da evrensel bir metin. Bu kitabı yazmaya sizi iten kırılma noktası neydi?

Öncelikle teşekkür ederim bu metni evrensel addettiğiniz için. Uzun zamandır hikayemden bende kalanları yazmayı istiyordum. Bende şarkılarımla, yazılarımla bitmek bilmeyen bir ifade etme ve paylaşma ihtiyacı var sanırım. Bu evvelden beridir böyle. Hayatımı daima bir perdenin arkasından ‘üretilerimde’ anlatmışım aslında ama bu kez farklı. Hayatımda artan kayıplardan sonra geldiğim noktada, yaşama çok başka bir yerinden bakmaya, kendimi farklı bir yerimden anlamaya başladığımı düşünüyorum. Bunu yaparken, benim gibi benzer durumda olan birçok insanla, onları hiç tanımadan edebiyat yolu ile konuşmuş olmayı da diledim. Bugünün bendeki hafifliğini ve ağırlığını, milyarlarca insan arasında bir kişi olarak kendimce yaşadıklarımı matbu hale getirip ses etmiş olmak beni iyi edecekti. Ben bu kitabı, içimdeki çıkmazlara bir yol sunabilmek için yazdım. Benzer çıkmazlarda olan insanların yalnızlıklarına az da olsa merhem olabilirse ancak mutlu olabilirim.

“Sonuçta bu benim hayatımdan kesitler”

Özyaşam öykülerinde insan kendi hayatını yazarken kaçınılmaz olarak başkalarının hayatını da yazıyor. Bu kitabı kaleme alırken “Bunu anlatmaya hakkım var mı?” sorusu hiç geldi mi içinizden ve o soruyla nasıl uzlaştınız?

Hakkım olmadığını düşündüğüm hiçbir şeyi yazmadım. Elbette çok düşündüm. Ama kitabın başında da “hayatımı yaşadığım gibi değil hatırladığım gibi” anlattığımı belirttim. Hatırladıklarımın bir ispatı yok ama izleri var. Hakkına girmek istemem kimsenin, istemedim de. Olumsuz olabilecek bir şey yazdıysam da bu olumsuzluğun iptidai sebeplerini de kaleme alarak herkese hakkını teslim etmeye çalıştım. Sonuçta bu benim hayatımdan kesitlerdi. Beni etkilediği, bana dokunduğu tarafları anlatmaya gayret ettim. Kimseyi mağdur etmek, suçlamak gibi bir niyetim olmadı. Olamaz… Hakkımın olmadığını düşündüğüm hiçbir şeyden bahsedemezdim de zaten.

https://gazeteoksijen.com/yazarlar/sibel-oral/icimdeki-cikmazlara-bir-yol-sunabilmek-icin-yazdim-272505

 

.