Babaları kapılarda karşılanan, paketleri elinden alınan, annelerinin gözlerinin içine bakılan, bir dediği ikiletilmeyen, içeri bir büyük girdiğinde ayağa kalkılan, sofraya birlikte oturulan, akşamları tüm ev halkının bir arada oturup sohbet ettiği, saygının, sevginin, güvenin, aynı zamanda aile, vatan, millet, bayrak, akraba, komşu, sorumluluk, çalışkanlık, üretkenlik, disiplin gibi tüm değerlerin yaşanarak, örnek olunarak, alınarak hissedildiği evlerde büyüdük bizler. Karıncanın üzerinden atlayan, yere kazayla düşen bir lokma simiti öpüp yüksek bir yere koyan, yaşlıları karşıdan karşıya geçiren merhametli , vicdanlı çocuklardık.
Evlerimiz bahçeliydi, o bahçelerde her türlü çiçeğin, böceğin, ağacın arasında koşturduk, saklambaç, körebe, seksek, kovalamaca oynadık, ip atladık, en azından üç sokak ötesini avucumuzun içi gibi bildiğimiz mahallelerimiz vardı, o mahallelerde akşam üzerleri oyun oynarken ellerinden, üzeri süzme yoğurtlu ve kuru naneli ekmekler yediğimiz komşu teyzelerimiz bir de. Bakkal amcalarımız karşıdan karşıya geçerken, aman dikkatli geç derlerdi.
Siyah önlüklü, beyaz yakalı, kurdeleli, kumaş mendilli, haftada bir tırnak ve kulak içi kontrolü yapılan, Andımız ve İstiklal Marşını söylerken göğsü kabaran, bir harf öğreten öğretmenine sonsuz saygı duyan ilkokul öğrencileriydik. Kışları pazenden, yazları basmadan kıyafetler giyerdik, hemen hemen herkesin bir yazlık bir de kışlık ayakkabısı olurdu, hem marka nedir bilmezdik hem de kim hangi gelir grubundan, farketmezdik.
Formalarımız olurdu orta okulda ve lisede. Kapıda mutlaka saç ve forma kontrolü yapılırdı. Saçlarımız mutlaka örgülü, formalarımız tam, ayakkabılarımız siyah olmalıydı. Aksi olan uyarılır, devam ederse içeri alınmaz, yine dinlemezse disipline giderdi. Dışarıdayken dahi bu formalarımızın bizlere yüklediği sorumluluğun gereğine göre davranır, ağırbaşlı ve vakur durmaya özen gösterirdik. Öğretmenlerimizle iletişimimiz son derece saygılı, terbiyeli, edepli idi, onların, bizlerin üzerindeki etkisi ise hayatlarımızda her anlamda yeterliliğimizi olumlu anlamda doğrudan belirlerdi.
Üniversitelerde, geleceğimize yön verme gayretindeyken ise akademik kariyerlerinde son derece yetkin hocalarımızdan eğitimler aldık, yolun başında ilerlerken yaşantılarımızda esas aldığımız her kavramın içi dopdoluydu, gerek bireysel ve toplumsal gerekse çalışma hayatlarımızda acemice bocalamalarımızda bile ayaklarımızın üzerine sağlam basan gençler olarak yetiştik.
Ana babamızı dinledik, öğretmenlerimizi dinledik, söz dinledik, öğüt dinledik, birbirimizi dinledik, değer verdik, önem verdik, emek verdik, ailelerimizi sevdik, saydık, öğretmenlerimizi sevdik, saydık, ülkemizi, toprağımızı, milletimizi sevdik, saydık, insanı, hayvanı, doğayı sevdik, saydık. Değerlerimizi koruduk, sahiplendik.
Bu yaşımıza kadar da aklı başında, sorumluluk sahibi, iyiliği, güzelliği, doğruluğu, dürüstlüğü benimsemiş, kendine, ailesine, ülkesine hayırlı insanlar olarak yaşamın içinde kaldık.
Bütün bunların tamamının bizlere kazandırdıklarının hep farkında olarak daima teşekkür ettik.
Ortak ve benzer yaşantılardan, dönemlerden geçmiş her birimizin farkındalığını oluşturan tüm bu geçmişimize şükrederken aslında bizleri bu ortak değerler etrafında buluşturanın, bir arada tutanın, birleştirenin ne denli önemli, özellikli, ayrıcalıklı, anlamlı ve belki de bir o kadar basit, kolay ama illaki pırıldayan, ışıldayan, aydınlık bir geleceğin yol göstericisi olduğunun da farkındaydık.
Yolumuz güzel olsun, iyi olsun, iyiden, iyilikten yana olsun, insan olunsun, insan kazansın, insanlık kazansın….
Fotoğraf kaynağı Kuthan Kalaba.