Tarihi saat kulesinin arkalarındaki Mirza Çelebi Sokak’ta başka bir dünya gizli. Kebap kokusu ya da Adana’nın ünlü sokak jargonunun olmadığı bu sokağa girer girmez kendinizi farklı bir ülkede gibi hissedeceğiniz kesin


Küçük Halep
, Suriyeli sokağı veya Küçük Şam olarak anılan ve Mirzaçelebi Mahallesi’nde yer alan bu sokak boyunca konuşlu dükkanlardan yalnızca birkaç tanesi Türk, gerisi Suriyeli esnafların kullanımında. Hareketi eksik olmayan sokakta Türkçe duymak neredeyse olasılıksız. Vitrininden puşi sallanan, önünde espresso makineleri olan; kıyafet, ayakkabı, telefon, Şam tatlısı, baharat, iç giyim, fırın dükkanları, mobiletlerle yayaların birbirine karıştığı rengarenk sokağı çevrelemişler. Meyve, sebze, tütün ve kimisi yumurtalı dürüm satan tablacılar, Suriyeli müşterilerine ürünleri hızlıca poşetliyorlar. Durup biraz izlerseniz, burada bir nevi mekan kayması yaşıyorsunuz.

Kuyumcuda altının ayarı bile Suriye standardında

Adana yaz güneşinin altında kavruluyor. Şehrin en şık mekanlarından iki kilometre uzakta, yaklaşık 700 metre uzunluğundaki hayat dolu sokağın başında seyyar satıcılar, sarıklı hocalar, falafel ve kızarmış tavuk dükkanları var. Biraz ilerideki kuyumcu dükkanında konuştuğumuz Halepli Ahmed Murad Seyfeddin, yedi yıldır Türkiye’de yaşadığını ve bu sene Çukurova Üniversitesi Kimya Bölümü’nü üçüncülükle bitirdiğini anlatıyor. 
23 yaşındaki Seyfeddin, şimdi analitik kimya üzerine yüksek lisans yapmak için hazırlandığını, bir yandan da yıllardır kuyumcuda çalıştığını söylüyor. Biz konuşurken içeriye giren Suriyeli kadın, satıcıya cumhuriyet altını soruyor. Türklerin 22 ayar, Suriyelilerinse diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi 21 ayar altın kullandığını anlatan Seyfeddin, müşterilerinin hepsinin Adana, Tarsus ve çevresindeki Suriyelilerden oluştuğunu söylüyor. “Adana’ya artık çok alıştık ama sıcaklarına dayanmakta zorlanıyoruz” diyen yeni mezun “Bu sokağa ilk geldiğimde çok şaşırdım. Bu kadar Suriyeli olmasını sevmedim ama yavaş yavaş alıştık” diyor. Savaş tam olarak bittiğinde ülkesine dönmek istediğini, oradaki mülklerini bu yüzden satmadıklarını ancak çoğu tanıdığının sattığını ve dönmeyeceğini söylüyor.


Aslen Bitlisli olan ve 33 yıldır Adana’da yaşayan 43 yaşındaki Musa Güngör, işlettiği fırının camından bakarak “Bu sokağa baktığımda kendimi çok üzgün hissediyorum” diyor. “Bu bölge tamamen teslim oldu. Çevredeki Türk lokantalarına ekmek vermesem buradan giderim” diyen Güngör, bu mahallede beş yıl sonra gazetecilik yapamayacağımızı söylüyor. “Buralar eskiden daha sakindi ama ekmek yetiştiremiyorduk. Şimdi müşteri az” diyen esnaf, iki yıl önce kilosu 80-90 lira olan unun kilosunun bugün 530 lirayı bulduğunu söylüyor. Fırında çalışan ve memleketteki geçim sıkıntısında Suriyeli göçmenlerin payının olduğunu düşünen 39 yaşındaki Emrullah Özdemir, önce Suriyelilerin gitmeleri gerektiğini ifade ediyor, sonra “Eşim izin verse bir Suriyeli de ben alırım. Kocalarına çok saygı gösteriyorlar” diyor.

Sadece beş evde Türkler yaşıyor

On yıl önce mahallede çoğunlukla Zazaların ve çingenelerin ikamet ettiklerini anlatan ve evlerinin girişinde Türk bayrağı asılı olan bir aile, bugün sokak boyunca kendileriyle beraber yalnızca beş evde Türklerin yaşadığını söylüyor.

https://gazeteoksijen.com/yazarlar/nimet-kirac/adanadaki-sakli-suriye-158541