Ege’ye hayat veren üç nehir, kuzeyden güneye Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes, modern Türkiye’nin en bereketli ovalarını ortaya çıkarmış. Bu öyle bir bereket ki, bilim ve felsefenin temellerini oluşturan İyon Uygarlığı’nın M.Ö 12 YY’dan itibaren Efes, Milet, Foça gibi şehirleri oluşturmasına olanak sağlamış. 

Ege’de yol almak, biraz bu toprakların can suyu olan bu üç ırmağın, biraz da onların bereketiyle serpilen İyon şehir devletlerinin hikayesi. İyon şehir devletleri tarım ve ticaretle zenginleşmiş, tarihin en önemli düşünürlerinin okullar kurabildiği serbest düşünce ortamını sağlamış. 

Ayvalık’dan, Bergama’ya, Foça’ya, Karaburun’a Çeşme’ye Urla’ya, Seferihisar’a, oradan Selçuk, Kuşadası ve Didim’e kadar uzanan 20 günlük yol hikayemiz içinde antik dünyaya ait 2500 yıla yakın geçmişe sahip birçok antik kent ve bu antik kentlerin kutsal merkezleri de yer alıyor.

Kimi günler, her köşeden fışkıran çiçeklerle doğanın cazibesi, gezdiğimiz, ya da yürüyüş güzergahımız üstünde bulduğumuz antik kentlerden ağır bastı. Örneğin, İzmir’in Sığacık beldesinde yer alan Teos ören yerindeki papatyalar, sanat ve eğlenceyle ilişkilendirilen Dionysos Tapınağı’nın yıkıntılarından daha çok iz bıraktı hafızamızda. Teos Antik şehri döneminde tüm sanat insanlarını bir araya getiren bir merkezmiş. Hatta ilk sanatçı lobisi burada kurulup yüzyıllar boyu enti yönetenlere “fesüpanallah” dedirtmiş. Sanatçıların doğası bunca güzel bir yere demir atmalarına hiç şaşırmadık biz de!

Aynı şekilde, Ildır’dan kuzeye koyları takip ederek yaptığımız 8 km’lik yürüyüşün başlangıcındaki Erithrei Antik Kenti ya da Bafa Gölü”nün muhteşem doğası pahasına, harcadığımız Heraklion güzel bir dekor olmaktan öteye geçemedi yürüyüşümüze.