Sirenler’ hepimiz için çalıyor

CAN SERTOĞLLU

“Ve bu sefer türlü badireyle dolu son on senenin acısını, öfkesini, hüznünü, sıkışmışlığını, basıncını, enerjisini, sevgisini, umudunu, aşkını tam da bazı şarkıcıların kıyafetinden ötürü linç edildiği, yazdığı sözlerden ötürü dilinin koparılmasının salık verildiği günlerde bir anda haykırarak gelen. Ülkeye, zamana, gençliğe yazılmış bir şiir. Aynı zamanda adresi besbelli, canhıraş bir açık mektup.”

23 Ocak Pazar 2022   Saat: 03:37

Mühim olaydır mor ve ötesi’nin yeni bir albüm yapması ve yayımlaması. Nispeten de nadir; grubun yirmi beş seneyi aşan tarihinde ortalama üç senede bir gerçekleşmiş, sonuncusunun üzerinden yaklaşık on sene geçmiş, toplam sekiz defa olmuş bir şey. Ve bu sefer türlü badireyle dolu son on senenin acısını, öfkesini, hüznünü, sıkışmışlığını, basıncını, enerjisini, sevgisini, umudunu, aşkını tam da bazı şarkıcıların kıyafetinden ötürü linç edildiği, yazdığı sözlerden ötürü dilinin koparılmasının salık verildiği günlerde bir anda haykırarak gelen. Ülkeye, zamana, gençliğe yazılmış bir şiir. Aynı zamanda adresi besbelli, canhıraş bir açık mektup. Geçmiş, şimdi, gelecek olarak 3 ana bölüme, grubun tabiriyle aralarındaki 2 ‘bağ şarkı’yla bağlanan bir başyapıt Sirenler.

Kişisel düzlemde, 2005-2015 arasında menajerliğini yaptığım ve bu albümü de çıkartan plak şirketi Rakun Müzik’i birlikte kurup büyüttüğüm bu muhteşem grupla birlikte on yıl yol yürümüş, düşmüş, kalkmış, ağlamış, gülmüş, dinmiş, terlemiş, kanamış, coşmuş birisi olarak bugün bu albümden bir yazıyla bahsetmek benim için hem çok zor hem de çok değişik. Yıllarca ve defalarca çok bilindik, tanıdık ve içsel yüzlerce duygu ve düşüncemi bu defa üretim sürecinin dışından, yaratılan ürüne içinden bakmaya çalışan bir görüş açısıyla anlatmak sıra dışı bir deneyim. Albümün müzik içeriğine geçmeden önce sektör içerisinden bir bakışla değinmek istediğim birkaç husus var. Grubun ilk günden beri yoldaşı olan Volkan Gürkan’ın eş prodüktörlük katkılarıyla zenginleşen kayıt ve prodüksiyon kalitesine, ki bunlara Dave Bascombe tarafından yapılan miks ve Joe Laporta tarafından yapılan mastering de dahil, bayıldım. Kapağından logolarına, tipografilerinden illüstrasyonlarına, fotoğraflarından video kliplerine kadar görsel evrenini çok beğendim. Ustaca tasarlanıp uygulanan bir pazarlama planıyla desteklenen, kuvvetli iletişimiyle fark yaratan ve Çiçek Pasajı’nda görkemli bir lansmanla taçlanan çıkış kampanyasının, üniversitelerin ilgili bölümlerinde bir vaka analizi olarak işlenebileceğini düşündüm.

Bir yazıya sığdırılması mümkün olmayan boyutlarda fikirler, iklimler ve duygular barındıran bir albüm bu. Kalıbına sığmayan, ilk şarkı ‘Adamın Dibi’nin

Yalandan bir zafer şenliği

Yüzüme söyle

N’oluyo böyle

satırlarıyla açılan, bitmek istemeyen ama bitmek zorunda olduğu için bitmiş hissi veren, son şarkı ‘Park’ın tüyleri diken eden korolu finalinde

Adını bilmesem de

Biliyorum söz vermiştik

Parka gittiğinde

Biz bir kabusu yendik

diyerek kapanan. mor ve ötesi’nin bugüne kadarki tüm sözel ve müzikal varoluşuna değen, diskografisinin hemen her köşesinden bir şeyler yansıtan, dolayısıyla çok tanıdık ama yepyeni bir nefesle söylenen. O tanıdıklık, henüz lisedeyken bir albüm (Şehir) kaydetmeye cüret ederek geçen milenyumun sonuna doğru hayatımıza giren, müteakip iki albümlerinde (Bırak Zaman Aksın ve Gül Kendine) büyüyerek olgunlaşan, ‘Bir Derdim Var’ ve ‘Cambaz’ gibi iki dev klasiğin de aralarında olduğu 10 dev şarkısıyla döneme damgasını vuran 2004 çıkışlı Dünya Yalan Söylüyor vesilesiyle artık arkadaşımız olan bir tanışıklık hali. 2006 tarihli Büyük Düşler, 2010 tarihli Masumiyetin Ziyan Olmaz ve 2012 tarihli Güneşi Beklerken ile o kadar fazla söz söyledi ve melodi dinletti ki bu grup bu ülkeye, hangisinden bahsetsek bir diğeri eksik kalır. Öyle derin, öyle güzel, öyle değerli bir külliyat.

İsmi de, renkleri de, kapağı da ikilikler üzerine kurulu albümün. İnsan doğasının ve evreni algılayışının şifresi olduğunu düşündüğüm bu ikiliklerin birleşiminden grubun da işaret ettiği bir üçüncü ortaya çıkıyor. Sirenler deyince bu ülkede oluşacak algının kaynağı mitolojiden ziyade kolluk kuvvetindedir. Renkleri de bellidir kolluk sirenlerinin: kırmızı-mavi. Grubun sosyal medya iletişimlerinde belirttiği şekilde, kırmızı şimdiyi, mavi geçmişi yansıtıyor; bu bölümlerdeki şarkılar da öyle. Bu iki rengin birleşiminden ortaya çıkan mor ise geleceği temsil ediyor. Albüm de bu doğrultuda zamandizinsel sıralanmış bir mor ve ötesi romanı. Mavi bölüm yani geçmiş, kırmızı bölüme yani şimdiye ‘Canavar’ ile bağlanırken, şimdiden geleceğe yani mora ‘Ağrılar’ ile geçiliyor. ‘Bağ şarkı’ derken de albümlerde genelde kısa ve geçirgen, beylik ‘ara faslı’ (interlude) karakterli, kısa mesafeli koşular anlaşılmasın. Gerek ‘Canavar’

Anladım, sebebin var

Yine de bak

Seni ben anlatacağım

gerekse ‘Ağrılar’

Kimdir bu ağrılar?

Kimi kovdular?

Kimin yurdundan kimi kovdular?

koskocaman, dertli, oturaklı ve ağır birer piyano baladı. Önceki albümlerinin bazılarında tematik bütünlükler olsa da, bu denli bir tasavvurun simetrik bir örgüyle hikâyeleştirilmesine ilk defa rastlıyoruz. Satırlarda ve aralarında, notalarda ve akorlarda dinleyicinin arayıp bulması için yer yer özenle saklanmış hazineler bile var. Bu bağlamda nerdeyse oyunlaştırılmış bir kavramsallık var, ki bence bu çok değerli. Öte yandan, grup tarafından önden albümün kullanım kılavuzunun verilmesini biraz riskli ve tuhaf bulduğumu, böylesine ihtişamlı bir eserin müzikal olarak pat diye başlayıp pat diye bitmesini biraz yadırgadığımı da ifade etmeliyim.

Albümde mor ve ötesi’nin, Harun Tekin’in sezgisel süzgecinden geçirerek ve onun ağzından söylediği en vurucu şeylerden biriyse birtakım zamanlar ve adamlar geçip gittikten sonra onları anlatanın kim olduğuna dair. Yalnızca yaşayarak ve bir şeyleri yaşatarak, somutlukta ve belli bir dönemde var olabilenlerin hikâyelerini anlatacak kimseleri olmaması, birileri buna kalkışsa da o anlatının muhtemelen ancak güdümlü kasideler olabilmesi ne hazindir! Bu tema, alternatif rock janrının yürek burkmayı becerebilen sayılı gruplarından Radiohead’in bazı ağıtlarını çağrıştıran ‘Canavar’ dışında albümün ilk habercisi, teklisi ve video klibi olarak, ‘şimdi’yi anlatan güçlü bir isyan ve meydan okuma mahiyetinde karşımıza çıkıveren kıpkırmızı ‘Forsa’da da işleniyor:

Gitmedim işte

Delirmedim de

Ölmedim işte

Yenilmedim de

Anlatan benim seni ve her şeyi

Bu şarkıda Kerem Kabadayı’nın sergilediği davulculuğa da ihtimam göstermek gerek. Bir davulcu olarak dahi akıl erdiremediğim bu performansa hayranlıkla şapka çıkarıyorum.

https://www.gazeteduvar.com.tr/sirenler-hepimiz-icin-caliyor-makale-1550304

mor ve ötesi – ‘SİRENLER’ (RAKUN MÜZİK / 2022)

1- Adamın Dibi
2- Dünyaya Bedel
3- Linç
4- Canavar
5- Forsa
6- Hazinende
7- Kaptan
8- Ağrılar
9- Tünel
10- İstiklal
11- Park