Salime Kaman 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dünya çapında kutlanan uluslararası önemli bir gündür.  Evet çok önemlidir. Çünkü bu gün, ‘sivil bilinç’ günüdür.

Sivil bilinç, toplumsal duyarlılık ve ortak iyilik için hareket etme bilincidir. İçinde yaşadığımız toplumun bir parçasıyız ve parçası olduğumuz toplumun içinde sorumluluklarımızın, haklarımızın farkında olmamız ve demokratik süreçlere aktif olarak katılım sağlamak bilincinde ve sorumluluğunda olmalıyız. Ben yerine biz olmak, toplumsal bir sorunu kendi sorunu gibi görüp, iyileştirme iradesidir.

Hedef, uluslararası bu günde sosyal bilincin geliştirilmesidir.

Kadına ait ekonomik ve siyasi başarıların kutlanmasıdır. Dünya Kadınlar Günü, kadın hareketinin odak noktasıdır. Kadın emeğinin, ‘Kadın Haklarının, Topluma Kattıkları Değerlerin’ bu günde yılda bir kez hatırlandığı önemli bir gündür.

8 Mart, İşçi hakları mücadelesinde (1857-1910) yıllarından günümüze, eşitlik, adalet ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin küresel günüdür. Bugün sadece kutlama günü değildir. Farkındalık yürüyüşleri ve hak arayışları gününün anılmasıdır.

Bu uluslararası etkinliğin fikir insanı Kadın hakları savunucusu Clara Zetkin’dir. Dünya Kadınlar günü ilk defa 1910 yılında Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlanmıştır.

 

8 Mart 1857 yılında Amerika da 40 bin dokuma işçisinin çalışma koşullarını iyileştirmek için yaptığı greve, polisin müdahale etmesi ve kadınlara zor kullanarak fabrikaya kilitlemesi sonucunda çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetmiştir. Bu hak arama mücadelesi 1910 yılına kadar devam etmiştir.

1910 yılında ‘Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansında’  her yıl bir “Kadınlar Günü” düzenlenmesi önerilmiştir. Ancak, 16 Aralık 1977 tarihinde ‘Birleşmiş Milletler Kurulu’ tarafından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması resmen kabul etmiştir.

Günümüzde Dünya Kadınlar Günü bazı ülkelerde resmi tatildir, bazı ülkelerde ise büyük ölçüde görmezden gelinir. Bazı ülkelerde protesto günüdür, bazılarında ise kadınlığı kutlayan bir gündür.

Ülkemiz ve dünya ülkelerinde kadın ile ilgi araştırma ve istatistiksel  raporlama konularına değinmek istiyorum.

Aile içi şiddet, kültürel baskı kültürel baskı, eğitim ve öğretimden yoksun bırakılması, ayrımcılık ve gelir adaletsizliği 2021 verilerine göre, Türkiye’de kadınların %56sı ev kadını, %16sı işçi, %8 i beyaz yakalı, %6sı emekli, %8 i öğrenci, %4 i işsiz, %2 si de çalışamaz durumdadır.

Türkiye’de 2024 yılında kadın haklarında 127.sırada iken 2025 itibari ile135.sıraya gerilemiştir. Genel cinsiyet eşitliği skoru da %64,5 dan %63,5 a gerilemiştir.

Dünya Ekonomik Forumunun(WEF) 2025 cinsiyet eşitliği raporu, ülkelerin kadın erkek eşitliği açısından nerede durduğunu yeniden gözler önüne seriyor. Bu raporda ki bilgiler Türkiye için bir alarm niteliğindedir. Raporda 148 ülke arasında 135. Sıraya düşen Türkiye yerini Avrupa kıtasında sonuncu ülke konumuna düşürmüştür. Acı bir durumdur. Bu düşüş sadece, siyasal ve ekonomik eşitsizlikleri değil eğitim, sağlık, bakım hizmetleri ve kurumsal temsildeki derin farkları da veri temelli biçimde ortaya koymuştur. Ülkeler sınıflamasında Türkiye sadece 13 ülkenin önündedir. İran, Pakistan, Sudan, Yemen, Lübnan gibi…

Bu sadece cinsiyet eşitliğinde değil demokrasi ve insan hakları göstergelerinde de ciddi gerilemedir.( Kaynak:Global Gender GAP Report 2025, World Economics Forum)

Bu rapora göre 2025 yılının en yüksek skora sahip ülkeler arasında birinci sırada %92,5 skorla İzlanda,  %63,3 skorla Türkiye son sıradadır.

Avrupa da eşitlik temel demokratik bir kriter olarak kabul edilirken, Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul sözleşmesinden çekilmesi ve cinsiyet eşitliği uygulanmasının zayıflamasını, raporda açık  olarak demokratik bir gerileme olarak değerlendiriliyor.

Özellikle kadına yönelik şiddetin yaygınlığı ve kadınların siyasal temsildeki yetersizliği, Türkiye’nin Avrupa ortalamasına göre ciddi oranda uzak bırakmıştır. Bu uçurum, Türkiye’nin toplumsal ve cinsiyet eşitliği konusunda yapısal olarak bir reforma  ihtiyaç duyduğu kaçınılmazdır.

Bu farklılık sadece raporlarda değil, gerçek ve güncel olarak kadınların gündelik yaşamlarında da görülmektedir.

Sonuç itibari ile kadın sadece, aile içindeki konumuyla tanımlanmamalı, kadınlar toplumun her alanında eşit ve özgür bireyler olarak var olmalıdır.

Potansiyelleri sınırlanmamalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Her şey kadının eseridir’.

 

Salime Kaman

Ressam-Sanat Yazarı

Zurich- Mart 2026