
Yeni bir kelime öğrendim, ve yine çok heyecanlandım. Palimpsest, öyle derin öyle güzel bir kelime ki. Aslında bir geri dönüşümü anlatıyor, uzun zaman önce, yazı yüzeyleri o kadar değerliymiş ki, genellikle birden fazla kez kullanılırmış, yeni bir yazı yazmak gerektiğinde eski yazı silinir, yerine aynı parşömene yenisi yazılırmış. Ama silme işlemi tamamen etkili olamadığı için orijinal yazı genellikle yeni yazının altında ayırt edilebilirmiş. Ama bu yöntem sadece yeni bir parşömen harcamamak için değil, alttaki yazıyı saklamak için de kullanılırmış. Filmlerde, romanlarda böyle hikayeler çok, özellikle dini metinlerde, eski zaman sırlarını taşıyan belgelerde örneklerine rastlamak mümkün.
Aslında palimpsest kelimesi yalnızca böyle bir belgeyi değil, aynı zamanda yüzeyin altında birden fazla katmanı görünen her şeyi ifade edebilir. Edebiyat, mimari, psikoloji, felsefe palimpsest örnekleriyle dolu.
İnsan da tam bir palimpsest örneği, katmanların en altında genler var, sonra yaşam. Çocuklukta edinilen düşünceler, davranışlar büyüdükçe değişiyor, her yaşla birlikte, her yaşanan olayla birlikte farklı bakış açıları gelişiyor, kişilikler oturuyor. Biliyoruz ki andaki hal ve durum, önce genlerin sonra da yaşananlarıdan edinilen tecrübelerin sonucu. Biz en yüzeydekini görüyoruz, kişiyi tanımak ve daha iyi anlamak için alttaki katmanlara bakmak gerek. Çünkü aslında hiçbir katman yok olmuyor, yenileri ekleniyor.
Sembolizmin öncüsü Fransız şair Baudelaire hafızayı ve gerçekliği “yazıldıkça silinen”e benzetmiş ve onu palimpsest olarak adlandırmış.
Geçmiş imgesinin gizlendiği, yenilerin eklendiği hafıza gibi, oraya kazınmış ve biriktirilmiş ne varsa ne kadar kazınırsa kazınsın, üzerine ne kadar yeni “yazı”lar yazılırsa yazılsın eskiyle yeniyi iç içe geçiren, girift bir kompozisyon haline dönüştüren ve dönüşen. “bellek muazzam ve karmaşık bir palimpsestten başka nedir ki?”demiştir. ….
George Orwell’in 1984 adlı distopik kitabında da bahsi geçmekte;
“Tüm tarih ,gerektikçe sık sık kazınan ve yeniden yazılan bir palimpseste dönmüştü.” Orwell’e göre geçmişin tüm kayıtları silinmekte ve güncel bilgilere göre gerektikçe (iktidar sahiplerinin isteklerine göre)yeniden yazılmaktadır.
Mimaride farklı dönem katmanlarını bünyelerinde barındıran kentler de palimpsest örneği, ki canım İstanbul bu kentlerin başında geliyor.
Felsefede ise palimpsest geçmiş düşüncelerin, ideolojilerin, kavramların, yeni düşünceler içinde örtük biçimde varlığını sürdürmesini anlatıyor. Yani yeni bir fikir tamamen “sıfırdan” doğmaz; mutlaka eskinin izlerini taşır.
İnsan hafızası bir parşömen, yaşanmışlıklarsa ayrı ayrı zamanlarda yazılanlar. Yeni yazılar var, eskileri sildiğimizi sanıyoruz, ama bilmiyoruz ki yenilerin oluşması için illa ki eski yazılanlara gerek var. Bir de unutmamak gerek ki yeniler de yarın eski olacak, o nedenle ne geçmişe bakalım, ne de geleceğe, önemli olan an’da yazdıklarımız, an’da yaşadıklarımız yani an’da kalmak.
Nereden nereye geldik bir kelime aldı beni götürdü, tarihe, edebiyata, mimariye, felsefeye, taa nerelere. Yine gördüm ki öğrenilecek, yaşanacak ne çok şey var.
Sevgiyle kalın, an’da kalın…
