Selçuk Ramazanoğlu , Sessizlik konuşmaya başladı: Ahmet Güneştekin’in Venedik’teki sessiz tarih yazımı

Venedik’in o meşhur, parlak, tarih kokan sabahlarından birinde, San Marco Meydanı’nın kalabalığından sıyrılıp dar kanallara doğru saptığınızı hayal edin.

Elinizde taze bir espresso, kulağınızda ise yüzyıllardır bu suların üzerinde asılı kalmış o uğultulu Sessizlik…

Bu pazar, rotamızı Adriyatik’in kalbine, tarihin ve sanatın iç içe geçtiği Venedik’e; ama en çok da orada devleşen bir

Anadolu sesine, Ahmet Güneştekin‘e çevireceğiz.

Venedik, hafıza ve Palazzo Gradenigo

Venedik, “en iyi kaybolarak gezilir” derler…

Ben de tam olarak bunu yaptım; kendimi o daracık, yosun kokulu labirentlere bıraktım.

Ama bu kez niyetim sadece turist gibi gezmek değil, bir “hafıza”nın peşine düşmekti.

Sabahın puslu ışıkları kanalların üzerine usulca düşerken, rotamı taşın üzerine yazılmış dev bir günlük gibi duran Palazzo Gradenigo’ya çevirdim.

 

Burası öyle sıradan bir yer değil. 16’ncı yüzyıldan beri orada duran, yaşanmışlık kokan devasa bir saray.

Ama bugünlerde bambaşka bir ruhu ağırlıyor: Ahmet Güneştekin’in “Sessizlik – Silenzio” sergisini.

İnsanın içini titreten de bir detay var burada; sanatçı bu tarihî sarayı sadece sergi için kiralamadı, bizzat satın aldı.

Batman’ın tozlu yollarından, dengbêjlerin o boğazda düğümlenen yanık seslerinden süzülen o kadim hafıza, artık bu Venedik sarayının duvarlarına mühürlendi.

Ne mi var bu yüzlerce yıldır dev gibi ayakta duran sarayda?

İlk olarak dev bir “sus heykeli” karşılıyor bizleri: Sanatçının otoportresi.

Devasa bronz heykeller, maskeler, iri ayaklı figürler…

Heykellere dikkatlice baktığımda, Doğu’nun o içli sözüyle Batı’nın mermer sessizliği, şimdi bu salonda el ele tutuşuyor dedim içimden.

Heykeller “sus” diyor ve sessizler… ama sakın sessiz olduklarına aldanmayın.

Bakarken şunu hissediyorsunuz: Bu eserler aslında hiç de susmuyor.

Her biri, yüzyıllardır anlatılamamış, bastırılmış hikâyelerin ağırlığını omuzlarında taşıyor.

Sanki dokunsanız, hepsi birden konuşmaya başlayacakmış gibi…

Üst kata çıktığınızda ise “Kadim Kapılar” çıkıyor karşınıza.

Benim için serginin en vurucu yerlerinden biriydi kapılar.

Bazı kapılar sanki geçmişin o ağır yüküne açılıyor, bazılarıysa geleceğin bilinmezliğine kapanıyordu.

İnsan o kapıların önünde durunca ister istemez kendine soruyor:

Benim hafızamın eşiğinde hangi kapılar kapalı kaldı?

Güneştekin’e göre “en yüksek ses, sessizliğin içinden yükselir.”

Palazzo Gradenigo’nun o dev salonlarında yürürken bunu sadece bir fikir olarak değil, iliklerinizde hissediyorsunuz.

Çünkü bu sergide sessizlik sadece bir “yokluk” değil; konuşan, anlatan ve sizi kendinizle yüzleşmeye çağıran capcanlı bir varlık…

https://www.indyturk.com/node/776883/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/sessizlik-konu%C5%9Fmaya-ba%C5%9Flad%C4%B1-ahmet-g%C3%BCne%C5%9Ftekinin-venedikteki-sessiz