
Bazen hayatın suratı yokluğa asılıyor ve ben söz(cük)lerle dalaşa başlıyorum… Bir şeyleri gülümsetebilir miyim diye, harflerle çizilmiş yirmi dört ayar mutluluk tablosu arıyorum.
Kalemimin tılsımlı ucu açılmadı henüz, talaşı dökülmedi düşüncelerimin. Ortalıkta ateş yok, duman yok, kül yok… Bomboş bir pazar gününe tezgâh açıyorum. Atılası, satılası, harcanası, kahrolmayası satırlarım var benim. Sevinesi, sevilesi, aşklanası, hazlanası, nazlanmayası zamanlarla takas yapıyorum…
Ortalık harman yeri, huzuru taksitlere bölünmüş veresiye bir hayat… Ve ben yağmurlu bir mevsimin resmine tezgâh açıyorum.
…

HERKES VE BİRKAÇ KİŞİ
Yağmur Herkese Yağar
Güneş Isıtır Herkesi
Mevsimler Herkes İçindir
Yalnız Çığ Altında Kalan
Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi
Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan
Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
Kimi Hiçbirşey Öğrenmez Karanlıktan
Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
Kimi Ayrılamaz Karanlıktan
Yağmur Herkese Yağar
Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi
Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
Aşktan Ve Acıdan Ölen
Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
Geçer Gider Herkes
Hikayelerdir Geriye Kalan.
Murathan Mungan
…
“Güneşli bir pazar günüydü…” diye mi başlasaydım yazıya? “Gökyüzü mavilerini serpiştiriyordu tablomun peyzajına…” mı deseydim? Hani kuşlar var ya; gagası yırtmaçlı, cıncık bakışlı kuşlar… Onlarla mı uçursaydım kalemimi birkaç kanat?
Bazen hiçbir şey göremiyor insan… Dudakları olabildiğince açılmış bir duygu salyasındaki karanlığa dalıyor…
Dün çöpe atılan söz(cük)ler “pazar”da seğirince… Yitirdiğimiz her şey tezgâhta satılıyor. Fırçamızın ucunu bırakmayan üç – beş damlacık boyaysa, son resmimizi bitirecek renklerle dalaşıyor.
