
Fransızca kaynaklı, kökleriyse Yunan ve Roma medeniyetlerine kadar uzanan bir sözcüktür “demagoji” … Her devrin politik arenasında sıkça kullanıldı… TDK’nın yeni sözlüğünü açıp da anlamına baktığınızda; “laf cambazlığı” gibi bir açıklamayla karşılaşırsınız. Eski sözlüklerdeyse “halk avcılığı” olarak tanımlanırdı.
…
Oldukça soğuk bir kış mevsimi, bulutları çalmadan havamıza girdi; gökyüzünü ağlatıp duruyor. Sanırım bir süre daha çıkmaya da niyeti yok… Ardımızda bıraktığımız yaz mevsimiyse çok sertti. Çukurova’ya özgü bütün sarı sıcaklar gibi yaktı, pişirdi bizi. Sadece yakmakla da kalmadı, çoğumuzu kaynamış bir ter seline boşaltıp gitti.
Geçtiğimiz birkaç mevsim, her sıkıntıya rağmen umutlarımı kabartmıştı benim. Klavyemin tuşlarına dokunurken, en karamsar anlarımda bile, az da olsa, her ilmeği sözcük olan mutluluklar dokumuştum. Karanlığa hüzme (kökeni huzme) sızdırıp yedi renge boyamıştım dünyamı. Penceremi hiçbir aydınlığa kapatmamıştım.
Siyahın yanından beyazı eksik etmedim çoğu zaman. Bulutları anlatırken bile, yıldızlarla ya da güneşin menevişli çubuklarıyla delip eleğe çevirdim.
Hayata gülümseyerek bakmak iyidir; insanın yüreğindeki buğuyu siler.
Gözkapaklarımızı dikişleyen kara telleri söküp atmak harikadır; içimiz, dışımız açılır…
Ama dışımız da içimiz kadar gerçek olmalıdır.
Çevremizde bolca uçuşan vaatlerin sesleri dinmeli, ayakları yere basmalıdır.
Bir söz bitmeden diğerine başlanmamalı, hiçbir cümle yarım kalmamalıdır.
***

Bekleyiş
Cehennem kimdir demiştiniz?
Keder kuşlarını ben de gördüm
Flütün ucundan bir oraya bir buraya
Evet, biliyorum, her şey benim düş gücüm
Şeyi, nasıl söylenebilir, bu kelimeler
Böyledir işte: Tam tutacakken…
Yağmur yürüyüşüne çıkmıştık o gün,
Unutmam ben ayrıntıları, kimdi
Hatırlayamıyorum tabii, ne önemi olabilir
İsimlerin, evet yüzünü de getiremiyorum
Gözümün önüne, eylüldü, eylüllerden
Biri, cehennem kimdir diyordunuz?
Enis Batur
***

Kelimeler… Kelimeler…
Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.
Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.
Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Anladı, ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
Yeni rüzgârlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.
Anladı, bütün olmuşlarla olanların
Ve bütün olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini
Özdemir Asaf
…
Demagoji… Vaat… Pişkin sıcakları veya buz yağdıran havaları ılıtmıyor. Ilıtsa da bir yere kadar; sonra her şey kendi özüne dönüyor.
Hemen ardımda duran uzunca yıllar alnımın teriydi, yüreğimin buzu oluverdi birden. Bazı duygularımı tuzladım ve havası sıfırın altında bir dolaba kaldırdım.
Şu an başka bir mevsim dönüyor içimde; adsız ve iklimsiz… Kimi beşinci mevsim derken buna, ben sekizinci’yi yakıştırabilirim.
…
Yatağıma uzanırken, Adana’nın bir gecesi daha ıslanıyordu. Sağanağa benzer bir şeymiş meğer! Bu satırların döküldüğü vakit, yani aynı gecenin sabahında perdelerimi açarken, güneşli bir maviyle karşılaşacağımı hiç ummuyordum.
Hayat harbiden çok garip!
Kimin, hangi karanlıkta gidip… Neyin, hangi ışıkla geleceğini bilemiyor insan.
Bilirmiş gibi konuşana da… Demagog diyorlar.
Dünyanın ipinde kendini değil… Lafını yürüten cambaz yani!
Ve ben, o sirkteki taklaları artık izlemiyorum.
