“Yine bıraktığın gibi bu diyar
Sen sonbahar şiirlerini severdin
Yine sonbahar”

kamuran-sipal

Bir sonbahar günü, 24 Eylül 1926’da Adana’da doğar Kamuran Şipal. Gençlik döneminde, Kurtuluş Savaşı’nın yoksul karanlığında şiir ile aydınlatır dünyasını. Daha sonra düz yazıya geçen yazarımız, seçilmiş bir yalnızlığın içinde ürettiği öyküler ve romanlarda zaman kavramını alışılmışın dışında bir yere koyar. Karakterleri genellikle bir şeylere geç kalmış, zamanında olması gereken yerde olamamış, ihmal duygusunun ağırlığını gitmek arzusu ile hafifletir.

“Buhûrumeryem” adlı kitabına ismini veren çiçek, günümüzde unutulmuş bir çiçek adı. Bir buğu tanesi ile eriyen, yerini sevmedi mi hemen solan, yapraklarından tütsü yapılan güzel kokular saçan nadide bir çiçek. Eskiye özlemin sıklamen rengi ve şeker tadı.

İpekli Mendil kitabına “Şekerci Dükkanı” maddesi ile giren Şipal, “Rebeka” adlı öyküsünde, hayatın tadı tuzu kalmayınca çocukluk hatırasından kalan bir tadın peşine düşen kahramanı anlatır. Anlatıcı bir şekerci dükkanından içeri girer. Rengarenk şekerlerin arasında çocukça hayale dalmasına izin vermez hayat. Her şey için çok geç kalmıştır.

Kamuran Şipal çok önemli bir çevirmendir aynı zamada. Kafka, Freud, Rilke, Adler Hesse, Böll, Mann, Brecht gibi pek çok yazarın kitaplarının çevirileri ona aittir.
Geçmişi sorgulama ve eskiye özlem öykülerinde bir çok öyküsünün ana temasıdır.

buhu%cc%82rumeryem-c%cc%a7ic%cc%a7eg%cc%86i

“Yol sarplaşır giderek; kolaylıkla atılan uçarı, hafif, tasasız ve gözü kapalı adımlar sakıngan, ürkek ve güvensiz bir niteliğe bürünür. Çimler, papatyalar, nergisler, kır çiçekleri, kitaplar ve defterler arasında kurumaya bırakılmış menekşeler, gül yaprakları, yıldız çiçekleri, misk kokulu çikolataların beyaz yaldızları… Toplu yapılan kır gezileri, sepetlerde, sefertaslarında yemekler. Ve oyunlar; kelebek peşinde koşmalar, kovalamalar, kovalanmalar… Ama yokuşlara sürülen bunca yıl! Bir an önce büyümek istenmiştir, bir an önce büyülü bir güzelliğin koruyucu kanatları altında geçen tüy gibi hafif yıllardan koşar adım uzaklaşılmak istenmiştir. El itilip horlanmış, eller üzerlerden savrulup atılmıştır. Rüzgârlı bir havada renkli bir uçurtma azar azar salınmış göğe, önce küçülmüş, sonra görünmez olmuştur. Sonra yavaş yavaş yine büyümüş, ip kasnağa sarılmaya başlanmıştır. Ve uçurtma çok yükseklerde yaralar alıp incinmiş, kolu kanadı kırılmış bir kuş gibi yere çakılmıştır. Bunca yıl başka kentlerde, yabancı ellerde eğleştikten sonra, yola çıkılırken alınması unutulmuş pek gerekli bir şeyi, onsuz yapılamayacak bir şeyi almak için gerisin geri dönülmüştür. Unutulmuş bir şey ama ne? Yıkık bir duvar, her an çöküvermesinden korkulan harap bir merdiven, sokağa çıkıldıkça karşılaşılan kör bir kuyu, daracık ara sokaklar, sokaklar içinde bir sokak, köşebaşında Şam tatlısı satan hacı, bir dilim karpuz, bir dilim kavun, tulum peyniri, nerde işitildiği bilinmeyen bir ezginin ilk dizeleri: Sütler kaymak bağladı, gelin sabah çayına!”
Bebekli Kilise, Buhûrumeryem

Tek başına bir yaşam, değişime direnç ile beslenen  Kamuran Şipal’in yeni yaşını kutluyor, nice edebiyat dolu yıllar diliyoruz.

Kaynak: ipeklimendil.wordpress.com