ÇDSO’dan 5 Ocak Konseri – Taşar Erkol

Tarih              : 05.01.2018

Yer                 : Büyükşehir Belediyesi

Şef                  : Orhan Şallıel

Solist             : İdil BİRET “Piyano”

Program       : S. V. Rachmaninoff / Piyano Konçertosu No.2
J. Strauss II / Yarasa Operası Uvertürü
J. Strauss II / İlkbahar Sesleri
J. Strauss (Baba) / Radetzky Marş

 

Sergei Vasilievich Rachmaninoff –  Rus besteci, Orkestra Şefi, Piyanist.

Doğum: 1 Nisan 1873 – Rusya’nın kuzeybatısında Novgorod şehri                                    yakınlarındaki Semyonovo

Ölüm    : 28 Mart 1943 – Kaliforniya, Beverly Hills

 

  1. yüzyılınen büyük piyanist ve bestecilerinden birisidir. Rus romantizminin son büyük bestecisi unvanını taşır. Ülkesindeki Bolşevik Devrimi’nden sonra ABD’ye yerleşmiş ve ABD vatandaşı olmuştur.

Tatar kökenli aristokrat bir ailenin beşinci çocuğu olarak 1 Nisan 1873’te doğmuştur. Ordudan emekli bir subay olan babası ve bir generalin kızı olan annesi amatör olarak müzikle uğraşmışlardır. Oğullarını da bu yönde yetiştirmişlerdir.

Rachmaninoff ailesinin maddi durumundaki kötüleşme, Sankt-Peterburg’a yerleşmelerini gerektirmiştir. Bu nedenle Sergei Rahmaninoff konservatuvara bu şehirde devam etmiştir. Ancak St. Petersburg’daki difteri salgınında kız kardeşi Sofiya’nın ölmesinden sonra anne ve babası ayrılan Rachmaninoff, bu olaya tepkisini okuldaki tüm derslerinden kalarak göstermiştir. Bunun üzerine Moskova’ya gönderilen ve sert bir öğretmen olan Nikolay Zverev’in evine yerleştirilen Rachmaninoff, bu evde diğer öğrenciler ile birlikte yoğun bir tempoda çalışmıştır. Burada Zverev’in müzisyen arkadaşları ile tanışma fırsatı bulmuştur.

Yine burada Çaykovski ile tanışması ve öğütler alması ona yeni ufuklar açmıştır.

Aşırı disiplinden hoşlanmadığı için Zverev ile geçinemeyen Rachmaninoff, beste yapabilmek için kendisine özel bir oda istediği için evden kovulmuştur. Sonrasında Moskova yakınlarındaki bir akrabalarının yanına taşınarak daha rahat bir ortama kavuşan Rachmaninoff, çalışmalarına Liszt’ in öğrencilerinden olan kuzeni Siloti ile burada devam etmiştir.

Rachmaninoff, 19 yaşında iken yazdığı “Do diyez minör prelüd” ile dikkatleri üstüne çekmiştir. Bu eser, piyano edebiyatının en çok çalınan eserlerinden birisi olarak anılmaktadır. Mezuniyet projesi olarak Puşkin’in “Çingeneler Şiiri” üzerine bestelediği tek sahnelik operası olan “Aleko”yu yazan Rachmaninoff, böylece büyük altın madalyayı kazanarak okuldan mezun olduğu gibi yayıncı Gutheil ile de bir sözleşme yapmıştır.

Mezuniyet sonrasında iki yıl öğretmenlik yaparak geçimini sağlamıştır. Bu arada çeşitli eserler besteleyen sanatçının bu dönemde yazdığı Do-diyez Majör Prelüd daha sonra dünyanın en bilinen piyano parçalarından birisi olmuştur. İlk önemli eseri 1895 – 1896 yıllarında yazdığı “Re Majör 1. Senfoni” dir.

İlk bestelerine yönelik eleştirilerle bağlantılı olarak sıkıntılı ve zorlu bir süreç yaşayan sanatçı bu süre zarfında geçici bir süre için zengin bir işadamının özel operasında yardımcı şef olarak orkestra şefliği yapmıştır. 1900’de Dr. Nikolai Dahl adlı hipnozcudan 3 ay boyunca terapi gördükten sonra yeniden besteciliğe dönmüş ve “İkinci Piyano Konçertosu” nu yazmıştır. Rachmaninoff, doktoruna ithaf ettiği bu eseri Filarmonisi’ nin konserinde çalarak besteci-yorumcu kimliğini tanıtmıştır.

1902’de kuzeni Natalia Satina ile evlenen Rachmaninoff, İsviçre’de geçirdikleri balayı sırasında 12 Şarkı’yı bestelemiştir. Rusya’ya döndükten sonra ardı ardına eserler bestelemiş ve eserleri 1904’te şef olarak çalışmaya başladığı Bolşoy Tiyatrosu’nda seslendirilmiştir. 1903’te büyük kızı Irina, 1907’de küçük kızı Tatyana dünyaya gelmiştir.

Rachmaninoff, Bolşoy Balesi’nde orkestra şefliği yapmakta iken 1905 Devrimi gerçekleşmiştir. Ülkenin siyasi koşullarının özgürce beste yapmasını önlediğini hissedince 1906 yılının Kasım ayında ikinci vatanı kabul ettiği Dresden’e giden sanatçı, “Mi Minör İkinci Senfoni (1907), Birinci Piyano SonatıRe Minör Üçüncü Piyano Konçertosu (1909), Ölüler Adası adlı senfonik şiirini (1909)” ve eserlerini bu dönemde bestelemiştir.

Rachmaninoff, 1909’da yeni eseri “3.Piyano Konçertosu” ve diğer eserlerini seslendirmek üzere Gustav Mahler ve Walter Damroch ile ABD’ye gitmiştir. ABD turnesi için özel olarak bestelediği 3. Piyano Konçertosu’nu New York Senfoni Orkestrası eşliğinde başarıyla icra eden sanatçı, Boston Senfoni Orkestrası’ndan sürekli şef olma önerisi almış, fakat Rusya’da getirildiği yeni görevden ötürü bu öneriyi kabul edemeyerek 1910 yılının Şubat ayında Rusya’ya dönmüştür.

Rachmaninoff, Rusya’da Moskova ve St. Petersburg konservatuvarları da dâhil olmak üzere ülkedeki tüm müzik okullarını yöneten Rus Kraliyet Müzik Topluluğu’nun başkanı olarak görevlendirilmiştir. Küçük yöresel okulları geliştirmeye odaklanan sanatçı, Kiev’de önemli bir okul kurmuştur. Bunun yanı sıra Moskova Filarmoni Orkestrasını’ da yönetmiş ve beste yapmayı sürdürmüştür.

Rusya’da müzik alanındaki zıtlaşmada hayranlık duyduğu Çaykovski’nin yanında yer alan Rachmaninoff, artık beste çalışmalarında insan sesine ağırlık vermeye başlamıştır. Özel yaşamında ise şair Marietta Shaginyan ve şarkıcı Nina Koshetzile ilişkiler olmuştur. Marietta Shaginyan tarafından kendisine bestelemesi için librettolar yazılan Rachmaninoff’ un Nina Koshetz ile birlikteliği evliliğini tehdit etmiş fakat bazı eserlerine de ilham vermiştir.

1917’deki Bolşevik Devrimi’nden 2 ay sonra, Rachmaninoff’ un müziği “burjuva tarzında müzik” olarak nitelenip aşağılanmış ve bu nedenle sanatçı İskandinavya’daki bir konser turnesine çıkarak Rusya’yı terk etmiştir. Ailesini de yanına getirtmiş ve ülkesine dönmemiştir. Bir süre İsveç ve Norveç’te konser piyanisti olarak yaşadıktan sonra Kasım 1918’de ABD’ye gitmiş, eşiyle birlikte 1 Şubat 1943’te bu ülkenin vatandaşlığına geçmiştir.

ABD’de özgün yapıtlar üretemeyen Rachmaninoff, eski yapıtlarını gözden geçirip yeniden yazmış ve kariyerine bir konser piyanisti olarak devam etmiştir. ABD’de kendisine ün getiren konser dizilerine başlamış ve albümler çıkartmıştır. Amerika, Avrupa, Kanada ve Küba’da konserler vermiş ve kısa zamanda maddi servetini arttırmıştır.

Kızları için Paris’te bir yayınevi kuran sanatçı, yazlarını da yine Paris’te geçirmiştir. 1931yılında Rus göçmenlerle birlikte Paris’te bir müzik okulu açılmasına katkıda bulunan Rachmaninoff’ un adı daha sonra bu okula verilmiştir (Rachmaninoff Konservatuvarı).

Konser piyanistliği kendisine beste yapacak zaman bırakmadığından neredeyse 10 yıl boyunca hiçbir şey besteleyememiştir.

1918 – 1943 arasında sadece 6 yeni eser tamamlayabilen sanatçı bunu, İsviçre’de Luzern gölü kıyısında yaptırdığı ve ona Rusya’daki evini hatırlatan evinde geçirdiği zamana borçludur.

1926’da Dresden’de geçirdiği bir tatil sırasında “4.Piyano Konçertosu” nu yazmıştır.

1934 yılında bestelediği Paganini’nin Bir Teması Üzerine Rapsodi, en çok çalınan eserlerinden biri olmuştur. 1936’da yazdığı La Minör Üçüncü Senfonisi yurdun, ayrılığın hüznünü taşıyan eserlerinden birisidir. Aynı yıllarda, Bolşeviklerce, rejime yaptığı eleştirilerden ötürü Rahmaninov’ un eserlerinin Rusya’da çalınması yasaklanmıştır.

Rachmaninoff’ un borsada tüm varlığını yitirmesi ve 1939’da II. Dünya Savaşı’nın çıkması Avrupa turnelerinin iptal edilmesine neden olmuştur. Bu süre esnasında sağlığı bozulan Rachmaninoff’a kanser teşhisi konulmasına rağmen sanatçı, beste yapmaya ve orkestra yönetmeye devam etmiştir. En son büyük eseri olarak “Senfonik Danslar”ı bestelemiştir. 28 Mart 1943‘te Kaliforniya, Beverly Hills’te kanser nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Rachmaninoff, 4 piyano konçertosu ile 3 senfoni yazmıştır. Diğer senfonik eserleri arasında Ölüler Adası adlı senfonik şiiri, Senfonik Danslar adlı yapıtı sayılabilir.

Paganini’nin Bir Teması üzerine Rapsodi, piyano ve orkestra için yazılmış bir eserdir. Solo piyano için 24 prelüd ve 2 sonatın yanı sıra, 6 Müzikal An, Chopin’in Bir Teması Üzerine Varyasyonlar, Corelli’nin Bir Teması Üzerine Varyasyonlar adlı yapıtları bestelemiştir. 2 piyano için ve dört el için eserler de veren sanatçı, Birinci Senfoni’sini dört-el piyanoya uyarlamıştır. 2 önemli akapella eser vermiş, 3 opera yazmıştır. 1907’de başladığı dördüncü operası yarım kalan sanatçının bu eseri Igor Buketoff tarafından tamamlanıp 1984’te sahnelenmiştir.

Oda müziği için iki piyano triosu ve bir çello sonatı yazdı.

Tolstoy, Puşkin, Goethe, Hugo gibi yazarların metinleri üzerine şarkılar bestelemiştir.

 

 

Op: 18 Piyano Konçertosu No: 2 Do Minör

1897’de ilk senfonisinin prömiyeri o kadar kötü olmuştu ki; besteci depresyona girmiş ve neredeyse üç sene boyunca hiç bir şey besteleyememişti. Dr. Dahl tarafından terapi gören besteci tekrar özgüvenini kazanmış ve 1900’de doktoruna ithaf ettiği bu harika konçertoyu bitirmişti. Ayrıca ilk bölümün orkestra partisi piyano partisinden bağımsız olarak dinlenebilecek kadar iyi işlenmiş ve güzeldir, adeta kendi başına bir hikâye anlatan bir senfonik şiir gibidir. Kendisini tedavi eden doktoru Nikolai Dahl’a adanmıştır.

Konçertonun galası 15 Aralık 1915 te Moskova’da yapılmıştır.

Orkestra şefi Alexander Siloti, üstadın hocası ve ilk konçertosunu adadığı kişidir.

Op: 18 İkinci Konçerto Rachmaninoff’un dünya tarihine geçmiş eserlerinden biridir.

Anlatılanlara göre; Rachmaninoff 1. senfonisinin başarısızlığından sonra depresyona girer ve psikolojik sorunlar yaşamaya başlar. Yaşadığı sorunlar üzerine bir psikoloğa gider ve psikolog onu tedavi ederken yazmaya zorlar. En sonunda da hipnotize ederek, “şu ana kadar yazmadığın güzellikte bir eser yazacaksın” der ve Rachmaninoff’u uyandırır. 3 bölümlü do minör konçerto, eşsiz melodik yapıları ve bir hayli zorlu teknik pasajlarıyla dünya tarihinde yerini almıştır.

Ayrıca; böyle eserlerle neoklasik Batı Müziği’nin karakterinin kararlılaşmasına da katkıda bulunmuştur. Yani Brahms’larla başlayan hafif değişim, bu eserler de incelendiğinde, artık bambaşka bir hal almış, minimalizm sanatın geleceğini, avangarda dalını belirlemeye başlamıştır.

Bestecinin en çok çalınan eseridir kuşkusuz…

Daha çok Tchaikovsky’nin etkisiyle…

Rachmaninoff “her eserin bir kilit taşı vardır, yorumcu o noktayı kaçırırsa bütün yapı çöker” demiş.

Bu eserin ilk bölümünün kilit taşı orkestranın girişteki temayı tekrar çaldığı tam ortadaki bölüm olarak, yorumlayanlar vardır. Eseri bu noktaya kadar çok iyi taşıyan pek çok piyanistin bir anda o ana kadar kurdukları her şeyi yıktıkları yer tam da bu nokta oluyor adeta… Bir kez hakkıyla çalınabilirse, o noktadan sonra bölümü bitirmek de, diğer bölümlere bağlamak da daha kolay… Anlam bütünlüğü içinde, doğal bir akışı takip ederek ilerliyor o zaman eser…

Piyano Konçertosu 2; onun müzik kariyerini en parlak köşe taşıdır. Çok beğenilen konçerto sayesinde moral motivasyonun yanı sıra ödül ve para kazanmıştır.

Bu konçertonun 2. ve 3. bölümleri 1.bölümden önce yazılmışlardır. Rachmaninoff büyük krizlerdeydi bu eseri yazarken… Birinci senfonisini bitirmiş, birinci senfoni de onu bitirmişti.

 

3 Bölümden oluşan Sergei Vasilievich Rachmaninoff     şaheseri…

  1. Bölüm: Moderato – piu vivo – allegro
  2. Bölüm: Adagio sostenuto
  3. Bölüm: Allegro scherzando

 

  1. Bölüm: Moderato – piu vivo – allegro… Birinci bölümünün temel mimarisi büyük ölçüde yarattığı felaketle bu konçertonun ortaya çıkmış olmasına sebep olan birinci senfoninin ilk bölümüne benzer. Kısa akorlarla keskin bir giriş, tam olarak sunulmayan uzun zaman içinde yavaş yavaş yükselen ve esas temaya doğru evrilen bir tema (bir kaç dakika içinde parça giderek yükselir ve hızlanırken), bölümün ortasında tam en tepe anında marş tarzında bir havayla (konçertonun notalarında alla marcia diye belirtilmiştir) sunulan esas tema, parçanın çok yavaş bir tempo içinde sunulan ikinci temaya geçişi, hızlı ve sert bir final.

Kuvvetli akorların üçlüler halinde çalınmasıyla giderek yükseltilen bir gerilimin ardından parça bir anda tekrar o müthiş romantizme geri dönüyor. Nota bize tam burada “alla marcia” diyor, yani marş gibi. Marş ama hangi marş? Cenaze marşı mı, askeri marş mı? Parçanın geneline hâkim olan hava, eserin yazıldığı dönemde bestecinin ruh hali ve fikir dünyası ve bölümün bu kısımdan sonra aldığı hal göz önünde bulundurulduğunda, cenaze marşı daha akla yatkın geliyor; aceleye getirilmeden, belirgin vurgularla ve hüzünlü.

Birinci bölümün başında piyano akorlar çalar. Bu akorların sol el partisi inanılmaz büyük elli yani aslında ütopik büyüklükte bir ele sahip olan birileri için yazılmıştır. Rachmaninoff kendisi büyük elleri olan birisiydi ve kendi yazdığı bu pasajı notada kendi vurguladığı istediği gibi kendi de çalamamıştır (kendisinin yaptığı kayıtta akorları kırdığı gayet açık bir şekilde duyulur, gülünç bir şekilde bu kırılma notada yazılı değildir)… O yüzden, “bestecisi yaparsa biz haydi haydi yaparız” mantığıyla günümüz piyanistleri de o akorları kırarak çalarlar.

Destansı bir temayla başlar ancak aynı işleyişle sonlanmaz. Tekil bir hissiyat yayılmaz notalara, her şeyden bir tat bırakılmıştır birinci bölüme… Yalnız girişteki destansı havayı solumamak mümkün değildir. Birinci Bölüm bir çıldırıştır. Felaket kokusu da alabilirsiniz, huzur tınısını da…

 

  1. Bölüm: Adagio sostenuto… İkinci bölüm çok ünlüdür çok liriktir. Konçertonun en muhteşem bölümüdür. Girişiyle beraber gözleri kapatıp, hayal kırıklıklarınızı seyretmeli, yenilgiyi kabullenmelisiniz. Aslında hangi açıdan baktığınıza bağlı; hayal kırıklığını da görebilmektesiniz, ölümü de… Ölümünse sadece “acılar sona erdi, artık özgürüm” tadını yakalayabilirsiniz. Ancak bu öldüğünüz gerçeğini değiştirmez. Motive olup dinlenmeli yoksa hiçbir şey hissedilmez…

 

  1. Bölüm: Allegro scherzando… Teknik anlamda kusursuz, hissiyat anlamında biraz uzak bir bölüm… Asker marşı girişiyle başlayıp, beynin her köşesine akın eden notalarla devam eder.

3.bölüm orta partideki üçlemeleri yüzünden biraz zordur. Üçlemeler kâh sol kâh sağ ele geçerler. Orta teması çok güzeldir. Tipik bir Rachmaninoff tur. Armoniler kromatik bir kayış halindedirler.

 

Johann Strauss II – Avusturyalı Besteci

Doğum: 25 Ekim 1825 – Viyana                 Ölüm: 3 Haziran 1889 – Viyana

 

Baba Johann Strauss, ülkesinde valsleri ile ün yapmış saygın bir besteci ve orkestra şefidir. Baba Strauss tüm Avrupa’da valsin tutkusunun bir hastalık gibi yayılmasına öncülük etmiştir. Fakat çocuklarının müzikle ilgilenmesine sıcak bakmamıştır. Buna rağmen 3 oğlu da başarılı müzisyenler olmuşlardır. (Johann Jr., Josef, Eduard). Annesi Anne, ilk kemanını alarak Johann’ı müzisyen olmaya teşvik etmiştir. Johann, babasından gizli olarak keman çalışmış ve ilk valsini 6 yaşında bestelemiştir. Bu eseri 15 yaşında iken seslendirilmiştir. 1841 yılında müzik ilgisine rağmen Polytechnic okuluna kayıt olmuştur. Fakat muhasebe konularına ilgisi olmadığından 2 yıl sonra “uygunsuz davranışları” nedeniyle okuldan atılmıştır.

1842 yılında babasının evi terk etmesi üzerine tamamen müziğe yönelmiş aileyi geçindirme yükünü üstlenmiştir.

Strauss, sahneye çıkmak için Viyana otoritelerinden izin aldıktan sonra küçük bir orkestra kurmuştur. İlk konserini 1844 yılında 19 yaşındayken vermiş ve bu konserde tam 19 kere sahneye çağrılmıştır. Strauss’un müzik dünyasına girmesi ile baba-oğul birbirine rakip duruma gelmişlerdir. Fakat düşünülen acımasız rekabet olmamış ve beş yıl boyunca Viyana dans dünyasını yan yana birlikte yönetmişlerdir. Strauss, 1849 yılında babasının ölümü üzerine kendi orkestrası ile babasınınkini birleştirmiştir. Çoğu zaman aynı gecede birkaç balo salonunda ve lokantada çalışan Strauss, bir gösteriden diğerine koşturup durduğu çok yoğun bir tempo ile çalışmıştır. Bu yoğun çalışma temposu sağlığını bozduğu için 1853 yılında çalışmalarına 6 ay kadar ara vermek zorunda kalmıştır. Bu dönemde karlı konser turnelerini iptal etmemek için mimar kardeşi Josef’i kendisi yerine konserlere göndermeye başlamıştır. Aynı zamanda yetenekli bir müzisyen olan kardeşinin bu işteki başarısı üzerine, Johann Strauss, bir daha yurtdışı turnelerine gözü arkada kalmadan gitmeye başlamıştır.

Johann Strauss II, ilk evliliğini 1862 yılında şarkıcı Jetty Treffz ile yapmıştır. Eşi aynı zamanda menajerliğini yapmış, kendisini beste yapmaya yönlendirmiştir. En ünlü eseri Mavi Tuna, aslında koro için yazılmış bir valstir.

Viyana Erkek Korosu’nun şefinden aldığı sipariş üzerine kendisine verilen şiiri besteleyen Strauss’un eseri koro tarafından seslendirildiğinde besteci umduğu başarıyı bulamamış ancak şiiri atıp eseri yeniden orkestra için düzenlediğinde eser büyük yankı uyandırmıştır. 400 valsi arasında en ünlüsü olan “Mavi Tuna Valsi” böyle doğmuştur.

Strauss valsleri ile Johannes Brahms, Richard Wagner gibi müzisyenlerin de hayranlığını kazanmıştır. 1870 yılında mimar kardeşi Josef ölmüştür. Josef Polonya turnesi sırasında orkestra yönetirken sahnede düşerek kendini kaybetmiş ve apar topar eve getirilmiştir. Fakat ölümü hakkındaki söylentiye göre bir gece, kendilerine müzik yapmasını isteyen sarhoş Rus askerleri tarafından uyandırılmış, bu isteklerini reddettiği için dövülerek öldürüldüğü iddia edilmiştir.

Strauss, kardeşinin ölümünden sonra yıkılmış çok uzun süre kendine gelememiştir.

Strauss 1871 yılında operetler bestelemeye başlamıştır. İlk başarılı çıkışını “Kırk Haramiler ve Binbir Gece Masalları” adlı operetleri ile yapmıştır. 1874 yılında en ünlü “Yarasa” operetini bestelemiştir. İlk gösterimi başarısız olsa da Mavi Tuna ve Yarasa operetleri onun ününün Avrupa sınırlarını aşmasını sağlamıştır. Strauss, “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi” nin yayınlanmasının 100.yılı nedeniyle bir davet alınca 1876 yılında ABD’ye giderek binden fazla konser vermiştir. 1878 yılında ise eşi Jetty bir kalp krizi yüzünden aniden ölmüştür. Strauss, bu ölüm üzerine çok sarsılmış ve eşinin cenazesine bile katılamamıştır. Hayatını yalnız sürdüremeyeceğini hissederek Jetty’ nin ölümünden 50 gün sonra kendisinden 25 yaş küçük, “Lilly” adıyla tanınan şarkıcı ve oyuncu Angelica Dittrich’le evlenmiştir. Bu evlilik, 4 yıl sonra eşinin evi terk etmesi ile son bulmuştur.

Strauss, “Venedik’te Bir Gece, Çingene Baron, Viyana Kanı” operetlerini Angelica ile birlikteliği sırasında bestelemiştir.

Yalnız yaşayamayan Strauss’un hayatına daha sonra Adele Deutsch girmiştir. Angelica ile boşanması kilise tarafından onaylanmadığı için Adele ile evlenememiştir. Fakat Adele Strauss’un evine yerleşmiş ve Jetty’ nin ölümünden sonra doğan boşluğu doldurmuştur. Yasal olarak 1887 yılında evlenebilmişlerdir.

Ara verdiği valslere yeniden dönerek en güzel valslerinden birisi olan “İmparator Valsi”ni bestelemiştir.

Strauss 1899 yılında bir soğuk algınlığı ile yatağa düşmüş, 3 Haziran 1899 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Viyana’da Johannes Brahms, Franz Schubert ve Ludwig van Beethoven’in yanına gömülmüştür.

Müzik dünyası ona “Vals Kralı” adını vermiştir. Ona ün kazandıran tüm eserler vals formundadır.

Strauss ailesinin eserlerinin orijinal el yazmalarını 1907 yılında en küçük kardeşi Eduard Strauss Viyana’da bir arkadaşının mobilya fabrikasında yakmıştır. Ancak eserler, dünyadaki Johann Strauss toplulukları tarafından bir araya getirilmiştir.

Strauss’un müziği her yıl, Viyana Filarmoni Orkestrası’nın ünlü “Yeni Yıl Konseri”nde çalınmaktadır. Bu âdet, 1929 yılında Viyana Devlet Orkestrası ile özel bir Strauss programı yapan Avusturyalı orkestra şefi Clemens Krauss’un çabaları ile gelişmiştir ve 1941 yılından beri aralıksız devam etmektedir.

Avusturyalı kemancı ve şef Willi Boskovsky, Strauss ailesinin “Vorgeiger” denilen, dans müziği icra ederken keman çalarak orkestra yönetme şeklini sürdürmüştür. Herbert von Karajan ve Riccardo Mutti diğer ünlü Strauss yorumcusu şeflerdendir.

 

Yarasa Uvertürü

İlk temsili 5 Nisan 1874 günü Viyana’da gerçekleştirilmiş olan Yarasa’ nın kurucusu, Fransız yazarları Meilline ve Halevy’nin Le Reveillon/Gece Yemeği adlı gülünçlü oyunundan alınmıştır.

İlk temsilindeki başarısızlık o sıralarda Avrupa’ya, o arada Avusturya’ya egemen olan ekonomik sorunlarla açıklanır. Ama bu başarısız başlangıcı izleyen yıllarda, yarasa bütün dünyaca tanınmış, beğenilmiş Gustav Mahler bile, bu renkli, eğlenceli operete Viyana operasının kapılarını açmıştır.

Bugün yarasa, Viyana’da yüzyıl başı döneminin bir yapıtı olarak bilinir.

Canlı bir girişten sonra uvertürün sahneden duyulan melodileri birbirini izler. Bunların arasında ikinci perdenin kapanışı öncesinde dinlediğimiz vals, birinci perdeden alınma bir obua solo ve onu izleyen polka, özellikle dikkat çekicidir. Bu melodi öğelerinin arasında giriş ölçülerinden kısa kısa anımsatmalar, bağlaç işlevini görür.

 

Frühlingsstimmen Op. 410 (İlkbahar Sesleri)

İlkbaharın renklerini, seslerini orkestrayla dinleyiciye taşıyan güzel bir vals… Notaların birbirini kovalayan güzellikleri…

 

Johann Strauss (Baba)

Johann Baptist Strauss

Doğum: 14 Mart 1804 – Avusturya, Viyana, Leopoldstadt

Ölüm    : 25 Eylül 1849 – Avusturya, Viyana

 

Avusturyalı romantik akımın bestecilerindendir. Özellikle de valsleriyle ünlüdür, onları Joseph Lanner’ın yanında popülerleştirmiş ve böylece oğullarının müzik hanedanına devam etmesi için temelleri belirlemiştir.

En ünlü parçası Radetzky Marşı’dır (Joseph Radetzky von Radetz’in adını veriyor). En ünlü valsi, “Lorelei Rhine Klänge Op. 154″tür.

Annesi yedi yaşındayken “sürünen ateş” ten öldüğünde trajedi ailesine çarptı. 12 yaşındayken babası muhtemelen intihar ederek Tuna Nehri’nde boğuldu. Vasisi olan terzi Anton Müller, onu bir ciltleyiciye çırak olarak yerleştirdi. Johann Lichtscheid; Strauss, çırağını yerine getirmenin yanı sıra keman ve viyola dersi aldı.  Daha sonra oğlu Johann II tarafından yazılan bir hikâyenin aksine, geçici çıraklık eğitiminden asla kaçmadı ve aslında 1822’de başarıyla tamamladı. Ayrıca çıraklık döneminde Johann Polischansky ile müzik okudu ve sonunda Michael Pamer’in yerel bir orkestrasında yerini alıp nihayetinde rekabet edebilecek rakibi Joseph Lanner ve Drahanek kardeşler Karl ve Johann tarafından kurulan “Lanner Dörtlüsü” adlı popüler bir dize kuartetine katılmak için ayrılan bir yer bulmayı başardı. Viyana Vals ve rüstik Alman danslarını çalan dörtlü, 1824 yılında küçük bir orkestra şölesine dönüştürüldü.

Sonunda, 1824 Fasching sırasında çok popüler hale geldikten sonra Lanner’a yardımcı olmak için orkestra şef yardımcısı oldu ve Strauss kısa sürede ebeveyn orkestrasının başarısının bir sonucu olarak kurulan ikinci bir küçük orkestra komutasındaki yerini aldı.

1825’te kendi grubunu kurmaya karar verdi ve maddi mücadelelerine son vermenin yanı sıra Lanner’ın başarısını da taklit edebileceğini fark ettikten sonra müzik çalmaya başladı (başta dans müziği). Rekabetin valsin yanı sıra Viyana’daki diğer dans müziğinin gelişimi için çok verimli olduğu için, rakipler düşmanca sonuçlara yol açmamasına rağmen bunu yaparak Lanner’i ciddi bir rakip haline getirecekti.

Kısa süre önce Viyana’da en tanınmış ve en çok sevilen dans bestecilerinden oldu.

1826 karnavalı sırasında, Strauss, uzun süredir devam eden zafer hattını, Rossau banliyösündeki Schwan’da , Täuberln-Walzer’in (Op:1) bir an önce şöhretini kurduğu Viyana halkına tanıtarak grubunu tanıtarak açtı. Grubuyla birlikte Almanya, Hollanda, Belçika ve İngiltere’ye gitti. Bu Strauss Orkestrası’nın yönetici dizginleri ve yönetimi sonunda 1901’de Eduard Strauss tarafından dağılana kadar oğullarının eline geçecekti.

1837’de Fransa’ya yapılan bir gezi sırasında quadrille’i duydu ve bunları kendi başlarına bestelemeye başladı ve bu dansı Avusturya’ya çok sevilen 1840 Fasching’ de sunmaktan büyük ölçüde sorumlu hale geldi.

Strauss’un farklı toplumsal geçmişlerden gelen izleyicilerle popülerliğini kanıtlayan bu çok yolculuk (1837’de) ve bu, 1838’de Kraliçe Victoria’nın taç giyme töreni için İngiltere’de müziğini yapmak için iddialı bir plan oluşturmanın yolunu açtı.

Strauss ayrıca günümüzün popüler ezgilerini Oberon’un vaazını vokaletlerindeki “Wiener Carneval” a dâhil ederek kanıtladığı gibi daha geniş bir izleyici kitlesi sağlamak için eserlerine ekledi.

Fransız milli marşı La Marseillaise’yi “Paris-Walzer” a, Op.101.

Strauss 1825 yılında “Maria Anna Streim” ile Viyana’daki Liechtenthal kilisesinde evlendi. Evlilik, yurtdışında sık sık yapılan geziler nedeniyle uzun süren devamsızlıklardan dolayı nispeten mutsuzdu ve bu da kademeli olarak yabancılaşmaya neden oldu.

Aile evine ‘Hirschenhaus’ denirdi ancak Viyana’da “Goldener Hirsch” (Altın Geyik) olarak daha iyi biliniyordu. Strauss sıkı bir disiplinerdi ve müzikal yeteneklerini sergilemelerine rağmen oğullarından hiçbirinin müzik alanında kariyer yapmalarını istemedi. Johann Junior bankacılık eğitimi almıştı, aynı şekilde kardeşi Josef Strauss da askeri bir meslek edinildi.

Oysa en genç Eduard Strauss’un Avusturya konsolosluğuna katılması bekleniyordu.

1834 yılına gelindiğinde Strauss, sekiz çocuğu olan Emilie Trampusch’un bir metnini almıştı. Kocası, 1844’te Emilie’de doğan bir kız çocuğu babasını açıkça kabul ettiğinde, Maria Anna boşanma davası açtı. Evliliğin sona ermesiyle birlikte Anna Strauss, Johann Strauss II’nin besteci olarak yeteneklerini geliştirmesine izin vererek müzik kariyerini daha da ilerletmeye kararlıydı.

Aile sorunlarına rağmen Strauss, sıkça tura devam etti ve her zaman sayısız hayır kurumuna yenilikler yazmaya hazırlandı. Valsleri yavaş yavaş rüstik bir köylü dansından, gelecek nesillerin Viyana Vahşi Tiyatrosu olarak tanıdıklarına dönüştü. Üçüncü çeyrekte kısa bir giriş ile yazılmışlardır; çoğunlukla beş iki parçalı vals yapısının daha sonraki zincirine çok az ya da hiç referans vermez; oğlu Johann Strauss II, vals yapısını genişletip babasından daha fazla alet kullanmasına rağmen, genellikle kısa bir coda eklenmiş ve heyecanlı bir sonuçla sonuçlanıyordu. Büyük oğulları kadar zengin bir müzik yeteneğine ve zekice bir iş zekâsına sahip olmamasına rağmen, Joseph Lanner’le birlikte bir avuç vals bestecisi arasındaydı ve bireysel başlıklar ile aktif olarak parçalar yazdı, satışları artırmak için müzik tutkunlarının bu parçaları kolaylıkla tanımasına olanak tanıyan notalarıyla… Nitekim Viyana’daki Sperl Balo Salonu’ndaki performansıyla, adını koyduğu yerde, toplama plakasının etrafından geçme eskisi yerine, balo salonunun müşterileri tarafından sabit bir giriş ücreti tahsil etme konseptini aktif bir şekilde sürdürdü. Patronların iyi niyetine bağlıydı. Johann Strauss II, çoğunlukla babasının eserlerini seslendirdi ve açıkça onlara hayranlığını ilan etti; ancak, Viyana’yı sıkı sıkıya saran bir sır değildi; Johann Strauss Ben Strauss II’nin popülerlik açısından onu tutması için kendisi, oğluna ilk başlangıcını teklif eden Dommayer’s Casino’da bir daha oynamayı reddetti ve kariyer gelişimi açısından ömrü boyunca oğlu üzerine kule yapmak istedi. Klasik repertuar, 1846’da, Johann Strauss’a İmparator Ferdinand I tarafından KK Hofballmusikdirektor (İmparatorluk ve Kraliyet Sarayı Topları İçin Müzik Müdürü) onur unvanını kazandı.

Strauss 25 Eylül 1849’da Viyana’da meşru çocuklarından birinin kurbağasından alınan ateş sonucu 45 yaşında öldü.

O, arkadaşı Joseph Lanner’ın yanındaki Döblinger mezarlığına gömüldü. 1904’te kalıntılarının her ikisi de Zentralfriedhof’daki onur mezarlarına nakledildi. Eski Döbling Mezarlığı artık bir Strauss-Lanner Parkıdır. Hector Berlioz , “Strauss’sız Viyana’nın Tuna Nehri Olmadan Avusturya’ya benzediğini” söyleyerek “Viyana Vahşi Babası” na övgüde bulundu.

 

Radetzky Marşı Op:228

Joseph Roth’un, romanına adını verdiği Radetzky Marşı 1848 yılında baba Johann Strauss tarafından Joseph Wenzel Kont Radetzky von Radetz’in onuruna bir askeri marş olarak bestelenmiştir.

Avusturyalı General Joseph Wenzel Kont Radetzky von Radetz (1766 – 1845), 1813 yılında Napolyon’a karşı verilen Leipzig Meydan Muharebesi’nde koalisyon güçlerinin zaferinde önemli bir rol oynayan tarihi bir figürdür.

Radetzky Marşı çokuluslu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun önlenemez çöküşünü olağanüstü güzellikte bir dille anlatan hüzünlü bir hikâyedir.

Joseph Roth, Radetzky Marşı’nda imparatorluğun geleneklerinin nasıl yerle bir olduğunu dört kuşağı kapsayan bir aile dramı kapsamında anlatıyor.

Strauss, yaşlı bazı popüler ezgiler (en azından bu onun Radetzky March’ı) yazarken, ilk doğan oğlu Johann Strauss II, ‘Waltz Kralı’ olarak saygı görüyor.

Strauss’un oğlu gibi yaşlıları da sadece bir besteci değil, aynı zamanda bir şef ve kemancı olarak hayatını sürdürdü. Tuna Nehri’nden bir taş atmakla doğan Viyana’yı seviyordu ve oralarda çalışan göçebe müzisyenlerin performanslarının keyfini çıkararak çocukken nehir boyunca düzenli olarak yürüyordu.

Radetzky, Mart 1848’de bestelendi ve aynı yıl İtalya’da bir saldırı düzenleyen Avusturya ordusunun kıdemli bir üyesi olan Mareşal Radetzky’ ye olan bağlılığı nedeniyle adlandırıldı. Günümüzde, parça üst üste kesintisiz alkışlanmadan nadiren duyulmaktadır; izleyiciler başka bir yılın gelmesini alkışlamaya teşvik ederek, Viyana’daki ünlü Yılbaşı tatili sona ermek için her zaman oynanır.

Parşömen için acayip bir unsur var: bunun nedeni 1849 sonbaharında galası yapıldı, ancak Strauss garip bir şekilde yükselmedi. Yayınevi daha sonra “Yürüyüşün enstrümantasyonunda Strauss, kızıl hastalığa yakalandı ve üç gün sonra öldü” dedi